Prof.Dr. Esin Şenol: Bakteriler Çok Akıllılar, Her Yerde Bulunuyorlar

0
142

Çoğu kişinin kelime olarak kullandığı, ancak detaylı olarak tanımda zorlandığı önemli bir sağlık sorunu olan enfeksiyon, vücudun her bölgesinde meydana gelebiliyor. Prof. Dr. Esin

Şenol enfeksiyonların oluşumu sebep ve korunma yöntemleri ile ilgili Ankara Life Dergisi’ne konuştu.

Esin Hanım, öncelikle enfeksiyon ve enfeksiyon türleri nelerdir?

Enfeksiyon, mikroorganizmalarla gelişen tüm hastalıklardır. Vücudumuza girmek için en çok kullandıkları yol solunum yoludur. Önceki yüzyıllarda, örneğin 19. yüzyılda erken ölümlerin en önemli sebebi olan enfeksiyonlar, günümüzde de aynı şekilde tehlike unsuru olmaya devam ediyor. Enfeksiyon bakteriler ile gelişmişse; antibiyotikler kullanılabilmektedir. Virüslerde ise destek tedavileri veya varsa o virüse özgü antiviral ilaç tedavileri uygulanmaktadır. Mantar (fungus) ve parazit enfeksiyonları gibi daha az sıklıkla gördüğümüz mikroorganizmalar da enfeksiyonlara  yol açabilmekte ve özgün tedavi yöntemleri ile tedavi edilmektedir.

Peki, kendimizi enfeksiyonlardan nasıl koruyabiliriz?

İnsanlık tarihi boyunca en önemli ve yaygın ölüm sebebi enfeksiyondur. Bakteri ve virüsler her yerdeler ve çok sık karşılaşıyoruz. Ancak bağışıklık sisteminin optimal çalışması durumunda yani bağışıklık sisteminizi çökerten herhangi bir hastalığınız ve dışarıdan aldığınız baskılayıcı bir ajan yok ise, beslenme ve uykunuz düzenli ise, cildimiz ve iç derimiz dediğimiz mukozaların kalitesi ve akışkanlığı yerinde ise daha az enfekte oluyoruz ya da kısa sürede iyileşerek atlatıyoruz. Ancak bazen mikrop çok güçlü oluyor. Mesela grip, hepatit B ve su çiçeği örneğinde olduğu gibi. Bu durumda, bağışıklık sisteminiz ne durumda olursa olsun yakalanma olasılığınız da çok yüksektir.

Bunun için de tıp, aşı dediğimiz bağışıklık sistemi güçlendiricisini keşfetmiş durumda. Mevcut olan aşıların programlı bir biçimde yapılması çok ama çok önemlidir. İnsana mikrobu taşıyan en önemli faktör yine insandır ki bu sebeple enfeksiyon taşıyan bireylerle damlacık ve solunum yolu ile temasa geçmemek ve çok sık el temizliğinde bulunmak, yüzeylere mümkün olduğunca temas etmemek kişinin kendini enfeksiyonlardan korumak adına atabileceği en önemli adımlardır.

Antibiyotik kullanımına bağlı olarak enfeksiyonların bağışıklık kazandığı, mutasyona uğradığı durumlarda tedavi nasıl uygulanıyor?

Aslında bu durum düşündüğümüzden daha da yaygın bir durum. Yirminci yüzyıl ortasında antibiyotikler bulununca, insan ömrünü uzatan mucize buluşlardan birisi olarak kabul edildi. Daha önce bizi öldüren basit bir çıban gibi ya da zatürre gibi hastalıklardan ölmemizi engelledi. Buna rağmen bakteriler çok akıllılar, her yerde ve en çok da vücudumuzda bulunuyorlar. Vücudumuzda kendi hücrelerimizden çok, hatta  trilyonlarca bakteri ile yaşıyoruz. Dolayısıyla bakterilerin sağ kalım refleksleri, adaptasyonları çok yüksek ve bizim bulduğumuz her şeye direnç geliştiriyorlar. Bugün geldiğimiz noktada eğer direnç kazanımı bu hızda sürerse 2050 yılında tüm ölüm nedenleri arasında 1. sıraya tekrar enfeksiyonlar yükselecek. İkinci olarak, artık yeni antibiyotik geliştirme konusunda çok yavaşladık. Bunun atlatılması gereken çeşitli sebepleri var.

Antibiyotiklere dirençli bakterileri en çok gördüğümüz durum hastane enfeksiyonları ve bağışıklığı baskılanmış hastada gördüğümüz enfeksiyonlardır. Yeni geliştirilmiş antibiyotikler bulunmadığı için bu hastaların tedavisinde kullanabileceğimiz yeterli materyal de bulunmamakta. Onun için mevcut antibiyotikleri çok dikkatli kullanmalıyız.  Dikkatli kullanımdan kastımız kısıtlı kullanım değil, rasyonel kullanım. Aslında antibiyotikler bizim çok kolay verebileceğimiz ilaçlar değillerdir. Bu sebepten deneyimli bir hekim tarafından ve hastanın her türlü verisinin irdelenerek; optimum yarar, minimum zarar esası gözetilerek kullanılmalıdır. Çünkü kullanılan antibiyotiklerin yararlı olmadığı durumlarda zararıyla baş başa kalabiliyoruz.

Mevcut bu durumun, dirençli bakteri enfeksiyonlarının, 2050 yılında insan hayatı için kanserden daha öldürücü bir sebep olacağını düşünüyoruz. Yani aslında 19.

yüzyılın başına dönmek üzereyiz.

Çevremizde hastane enfeksiyonu kapıldığına dair bazı söylemler duyuyoruz. Hastane enfeksiyonu nedir, tedavi  edilmesi mümkün müdür?

Hastane enfeksiyonları, tedavi edilmek üzere hastaneye yatan insanların, hastane ortamında yaygın bulunabilen mikroorganizmalarla karşılaşmalarıdır. Hastane ortamında bulunan mikroorganizmalar, çok dirençli ve güçlüdür. Hastane ortamına kabul ettiğimiz hastalar enfeksiyonlara karşı çok duyarlı ve kırılgandır.

Hastaneye yatırdığımız hastalar genellikle savunma mekanizmalarını bozan girişimlerden; ameliyatlar, kataterlerin uygulanması, solunum yoluna müdahale gibi süreçlerden geçer. Tüm bunlar birleştiği zaman hastaneye yatmış bir kişinin kendisi hastaneye yatarken enfekte olmadığı halde orada enfekte olduğu durumlara biz “ hastane enfeksiyonu “ diyoruz. Bu nedenlerle hastane enfeksiyon türü her zaman tedavi edilebilir diyemeyiz. Tedavi edilmesi çok güç ve zahmetlidir.

Hastanelerde enfeksiyon önleme ve kontrolünde başarı için en kritik unsurlar nelerdir?

Çok gerekli olmayan girişimlerin yapılmaması en önemli unsurlardan biridir. Hem hastalar taleplerini hem de hekimler girişim reflekslerini bu yönde modifiye etmelidir.

Yani, herkese sonda takılmaması, herkese damar yolu açılmaması, hastanede insanların gereksiz yere ve uzun süre yatış yapmamaları çok önemlidir. Hastanede kalmaya ihtiyacı olanlarla ayakta tedavi edilebilecek kişilerin bir arada bulunmamaları gerekir.

Gerekli durumlarda gerekli girişimlerin yapılması, basamaklandırılmış sağlık hizmetleri, yardımcı sağlık personelinin sayısının artırılması ve hastanedeki tüm ekipman ve donanımın bunu önlemeye yönelik olmasıyla birlikte bütün süreci enfeksiyon uzmanlarının yetkin ve etkin bir biçimde yürütmesi hastane enfeksiyonlarını önleme hususunda atılacak en önemli adımlardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here