Şiirlerin Prensesi Heyecan Nazlı Veziroğlu

0
319

“Sözün bir kulaktan girip diğer kulaktan uçan bir hercai kuş olması karşısında, sığınabileceğimiz tek liman, ‘yazı’dır… Biz de burada o limana sığındık.”

Nazlı Hanım, yazma serüveniniz nasıl başladı?
Yazmak serüvenim çocukluğumda başladı. Gazeteciler Cemiyeti 10 yaşlarında bana kucak açtı. ‘Genç Kalemler’ köşesini verdiler! Üstat yazar ve gazetecilerle aynı mürekkepli sayfaları paylaşmak olağanüstü bir deneyimdi. Vefalı bir insanım; teşvik ve destekler unutulamaz. Ürkek utangaç bir çocuğu iletişim dünyasına kazandırmanın adımları atılmıştı.

T.E.D Ankara Koleji’nde Temsil ve Edebiyat kolundaydım. Sınıfta Pygmalion (My Fair Lady Müzikali) çiçekçi kızın fragmanını oynamıştım. Gezi ve anı türü yarışmasında ödüller almıştım. Öğretmenlerim teşvik ediciydi. Garip akımı olan şiir hareketinden bilhassa usta şair Orhan Veli’den, ayrıca Behçet Kemal Çağlar ve Cahit Sıtkı’dan etkilenmiştim.

Siyasetten ayrılmış bir hareket sunuyorlardı. Anlam ve söz oyunları olsa da hayata bağlı sevinçleri dile getiriyordu. Fakat daha sonra, romantikler empresyonistlerden çok hoşlandım. Bilkent Üniversitesi ve Rutgers Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler, Uluslararası İlişkiler ve İngiliz Filolojisi okudum. Virginia’da, Liderlik Enstitüsü’nde ise Medya, Radyo ve TV Yayıncılığı.

Edebiyat alanına yeni adım atanların en büyük sorunsalıdır aslında, yazmak yetenek işi midir yoksa çalışma işi mi? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yazmak, bazen saf bir yürek sesi, bazen aklın sesi… Şiir ise sihirli ifade tarzı… İnsan ruhunun derinliğine dokunuşlar, bu gezegendeki varlığımızı evrene haykırışımız… Asırlık duygu, düşünce ve dillerin işçiliği… Biz yazarlar, sözcüklerle biçimler kuran dil mimarlarıyız. Bu nedenle kelimeleri, işlevselliğin yanı sıra estetik zarafetle birleştiririz. Eğitim, gözlem, yaratıcılık önemli yazarken…

Hem konu aldığınız içerikler hem de kullandığınız tekniklerden bahsedecek olursak, etkilendiğiniz ya da kendinizi yakın hissettiğiniz bir edebi akım veya temsilci var mı?
Shakespeare, Goethe, Marlowe gibi tiyatro ustaları, eserlerini şiir tezgahında dokumuş. Las Vegas’a davet edildiğim yarışmada dünyadan katılan yaklaşık 800 kişi arasında önce finale çıktım, sonra ilk üçe! Seslendirdim şiirlerimi müzikal tarzda… Uluslararası sanat ve iletişim kongrelerinde hem AB ve Türkiye dış ilişkilerinde kültürel diplomasi bildirileri sundum; hem de şiirlerimi sahnelere taşıdım. Gurur vericiydi Türkiye’yi temsil etmek…

Hem bireysel hem de diplomatik anlamda insana ve insanlık tarihine katkıda bulunmak için emek harcıyorsunuz. Peki, bu yolda enerjinizi nereden alıyorsunuz?
Döneminin yetenekli ve nadide Devlet Tiyatrosu Sanatçısı olarak nitelendirilen, ‘ses bombası’ denilen bir anne ile inşaat yüksek mühendisi ve felsefi yönü olan bir babanın kızıyım. Anne baba ayrılıkları, çocukları bazen güçlü, bazen de hassas yapıyor, yazıya döküyorsunuz kederleri, sevinçleri… Bazen nüktedan, bazen öfkeli ve asi… Ama ailemi seviyorum. Sanatkar ve fark yaratan enerjik bir ailenin kızı olmak iletişimimi güçlendirdi. Enerjim, Anadolu topraklarından ve Balkanlardan geliyor. Sanat, aşk kadar kutsal. İki farklı dilde yazmak dünya çapında iletişim kurmamı kolaylaştırdı.

Şiir, en etkili ifade yollarından biriyken tiyatro da en etkili iletim yöntemi diyebiliriz aslında. Bu ikisinin birleşimi olan şiir tiyatrolarınızdan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Şiirlerimi, sanat disiplinlerini birbirinden faydalandıran modernizm ile sahneye taşıyorum. “Dilin Müziği” adlı performanslarımdan biri 8 Şubat Bilkent Üniversitesi Tiyatro Sahnesi’nde gerçekleşti. Yapıcı ve olumlu eleştiriler geldi. Burs fonuna aktarıldı geliri. Seyirciler, İstanbul, İzmir, Konya ve Antalya’da da gerçekleşmesini talep ettiler.

Ulaşmayı hedeflediğiniz kitle genişledikçe ve amaçlarınız bireysel boyuttan toplumsal boyuta yöneldikçe üzerinize düşen sorumluluk ve yük de artıyor olsa gerek. İhtiyacınız olan ya da gereken desteği görüyor musunuz?
Bu bir ekip işi. Destekler, sponsorlar gerekiyor. Sanata, kültürel diplomasiye devletler arasındaki ikili ilişkilerde önem veren kurumların, iş dünyası ve akademik kurumların desteği gerekli. Yurt dışındaki kültür ve sanat kuruluşlarında, yumuşak güç unsurlarından kültürel diplomasi ile evrensel değerlerimizi sergilemek, üretmek gerekiyor. Yumuşak güç kapsamında kültürel diplomasi kavramının stratejik rolü var. Farklı ülkelerdeki kültür insanları, sanatsal yönlerini sergileyerek dünya barışına katkı sağlayabiliyor. İslamofobi ile mücadelede kullanabiliriz yazılı görsel medya, film ve edebiyatı. Ben de iş dünyasına, öğrencilere, uluslararası deneyimlerimi anlatarak medya, liderlik, kültürel diplomasi konularında talep geldikçe dersler vermeye devam edeceğim.

Ayrıca farklı TV projelerim var. Türk ve dünya seyircisine aktaracağımız bir konseptim var. Program formatı ve ana hatlarını geliştirmekteyim. Kültürel diplomasi kapsamında Türk ve yabancı toplumların birleştirmek, interaktif, katılımcı ve tesirli görsellik içeren “kültür renkleri” ya da “kültür perspektifleri” adlı bir program…

Bir yazar, şair ve siyaset bilimi danışmanı olarak Şiirlerin Prensesi Heyecan Nazlı Veziroğlu’nun bir yerlerde sanatla yolu kesişmiş olanlara mesajı nedir?
Mesajım açık ve net; vizyoner sanatçılar ve kültür insanları, uluslararası bir platformda buluşsun.

Üretimlerinizin yanı sıra ülkemizi uluslararası platformda temsil ederek sosyal-kültürel ilişkilerin ülkeler arasında güçlenmesini sağlıyorsunuz. Kültürlerarası etkileşimde sanatın ve sanatçının yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnsan, kendini en üst düzeyde sanatla anlatır. Aydınlanmanın ortak dili sanattır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here