REDREX’te Olmak

0
409

Ankara’ya gelmek benim için hep heyecan verici olmuştur. Kültürel anlamda, tarihi anlamda, dostluklar anlamında her günüm dolu dolu geçer bu güzel şehirde. Hava soğukmuş, sıcakmış hiç fark etmez. Başta Anıtkabir olmak üzere Kale, müzeler, sergiler, konserler, söyleşiler ve özel mekanları gezmek olmazsa olmazım.

Bu gelişimdeki heyecanım çok farklı bir nedenle başladı. ARTANKARA 5.ÇAĞDAŞ SANAT FUARI’na ilk defa katıldım. Katılan sanatçıların niteliğinden çok Ankaralının fuara verdiği önem beni çok etkiledi. Dört gün boyunca her yaştan insan akın akın geldi ve dikkatle izledi eserleri. Sanatseverlerin soruları, resimlerim hakkındaki yorumları ayaklarımı yerden kesti. 2020’de gerçekleşecek fuarı heyecanla bekliyorum. Bir sanat şöleniydi fuar. Çok emek verilmiş, başarılı bir organizasyondu.

Gün boyu süren bu şölen akşamları farklı bir tat ile devam etti. Fuarda resim ve heykele doyup akşamları nefis yemekler eşliğinde müzik, şiir ve sohbete doymak beklentimin çok ötesindeydi. Evet, adını çok dostumdan duyduğum Ümitköy, Çayyolu’nda REDREX’teydim akşamları. Gerçek bir dünya mutfağı. Her akşam farklı farklı yemeklerini tattım.

Dekorasyon, huzur ve canlı hissettiriyor. Sunum bir ressam gözüyle bakınca tablo gibi. REDREX’in duvarları ise yerli yabancı yazarların, şairlerin kitaplarıyla bezeli. Sözün özü aradığım her şey yanımda, ruhumda, gözümde, damağımda. Günün verdiği yorgunluğu gitar ve keman eşliğinde atmak bütün bunların üzerine, bal kaymak diye düşünürken Ankara’daki son akşamımın hafızama böylesine kazınacağını düşünememiştim doğrusu.

Sahnede şiirlerini, yazılarını yakından takip ettiğim Yılmaz Odabaşı vardı. İşte bunu beklemiyordum. Bir şiir aşığı olarak Ankara’daki son gecemin böylesine taçlanması inanılmazdı. Yılmaz Odabaşı’nın kitaplarından bildiğim şiirleri ete, kemiğe, sese dönüştü. Eskilere gittim, lise, üniversite yıllarıma gittim. Şiir hakkındaki yorumum bir kez daha doğrulandı: Şiir onlarca, yüzlerce tarih kitabının, aşk romanının özetidir. Ama öyle bir özet ki insanı çarpar, duygular sel olur, boran olur, deprem olur boyut değiştirtir. Yüreğinize, beyninize yıldırımlar düşürür şiir. Şair olmak çok zor, şair olup da yüreğe dokunmak büyük sorumluluk. Şair olmak ciddiyet gerektirir ki Yılmaz Odabaşı bu ciddiyete sahip olduğunu anılarını anlatırken, şiirlerini seslendirirken bir kez daha kanıtladı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde damağın ve ruhun tavan yaptığı zamanda REDREX’in işletmecileriyle tanışıp sohbet etme fırsatı buldum. İstanbul’dan Ankara’ya yerleşmiş Nil ve Servet Solmaz çifti konuklarının mutlu oluşuyla mutlu olan işletmeciler, daha doğrusu ev sahipleri. Çünkü kendimi evimde gibi hissetmeme neden oldular. REDREX isminin nerden geldiğini sordum onlara. Servet Bey anlattı: Rivayet edilir ki eskiden, çok eskiden Ankara’nın ”Anykra” olduğu zamanlar uzaklardan bir yabancı gelmiş bu topraklara. Sessiz, sakin bir yer bulmuş, küçük bir kulübe yapmış oracığa. Kulübesini de kırmızıya boyamış bu yabancı. Çevre yerleşkedeki insanlar ona ”kırmızı kulübedeki adam” diye isim takmışlar. Adını, sanını bilen yok ama bir süre sonra o kulübeden gelen nefis yemek kokuları dilden dile anlatılır olmuş. Gelip geçen tüccarların, dervişlerin, seyyahların, kervan sahiplerinin kulağına gitmiş bu güzel yemek kokuları. Gel zaman git zaman bu yabancının kırmızı kulübesi bir lezzet durağı olmuş. Ankyra’dan yolu geçen herkes bu kırmızı kulübede yemek yemeden, şarap içmeden gitmez olmuş. Kırmızı kulübedeki yabancının ünü zamanın padişahının da kulağına gitmiş. Padişah adamlarını göndermiş kırmızı kulübedeki yabancıya. Adamlar demiş ki; ”Padişahımın emri var, bundan böyle sadece ona yemek yapacaksın, şaraplarından yalnız padişahımız içecek. Tez elden hazırlan seni götüreceğiz.” Kırmızı kulübedeki adam padişahın adamlarına bakmış, bakmış ve demiş ki; ”ben padişahların değil padişah gibi yaşamaya layık insanların hizmetkarıyım.” Padişahın adamları ne dedilerse ikna edememişler kırmızı kulübedeki adamı. Adamlar gerisin geriye dönmüşler. Böyle bir haber yayılmaz mı, yayılmış elbet. Padişahın zulmünden usanmış olan Anykralılar kırmızı padişah demeye başlamışlar kırmızı kulübedeki adama. Halk böyle demiş, baş tacı etmiş, yemeye içmeye hep REDREX’e gitmişler ama öte yanda bu cevabı alan padişah öfkeden çılgına dönmüş.

Padişah boş durur mu hiç, halkın arasında dedikodu yaratmak, REDREX’i halka öldürtmek için adamlarını salmış ortalığa. REDREX büyücüdür, sahtekardır, yemekleriyle sizi büyüleyip elinizde ne var ne yoksa alacak sizi evsiz, topraksız, eşsiz bırakacak diye yalan yanlış haber yaymış ortalığa.
Ben dayanamadım bunları dinleyince. ”Peki, halk inanmış mı bu yalanlara?” diye sordum.

Bu efsanenin sonu iki türlü anlatılır. Birincisi halk inanmış ve REDREX’in kulübesini ateşe vermiş. Ama o esnada REDREX kulübesinde değilmiş. Yemeklerinde kullandığı otları toplamak için dağ tepe dolaşmaktaymış. Kulübesine dönüp kül olduğunu görmüş. Küllerin arasında dolaşırken kocaman kanatlı bir kartala dönüşmüş ve güneşe doğru uçmuş terk etmiş Anykarayı.

İkincisi ise Anykaralılar inanmamış padişahın dediklerine. Sahip çıkmışlar bu yeni hemşehrilerine. Kol kanat germişler, korumuşlar. REDREX de padişah gibi yaşamaya layık insanlara lezzetli yemeklerini, muhteşem

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here