Nasip Niyete Vurgundur: Ahir Zaman Habil&Kabil Yorumu

0
183

Yazar Ethem Emin Nemutlu, geçtiğimiz günlerde çıkardığı son kitabı ‘Nasip Niyete Vurgundur’ ile belki de insanlık tarihinin ilk büyük savaşı olan Habil ile Kabil’in günümüz yansıması olan iki kardeşin ilişkilerini anlatıyor…

Ethem Emin Nemutlu, özellikle genç kuşak yazarlar arasında sıklıkla telefuz edilen isimlerden. Geçtiğimiz günlerde çıkardığı dördüncü kitapla düşün dünyasında büyük ses getiren Nemutlu’nun yazın dünyasında kötülerin adı yok. Evet, yanlış duymadınız. Ethem Nemutlu kötü karakterlere isim vermiyor. Sebebi ise oldukça ilginç. “Dili, dini, mezhebi ya da cinsiyeti ne olursa olsun, insanların yaptıkları kötülük değişmiyor. Hal böyle olunca da kötüye tek bir isim yakışır, o da kötü!” diyor.

Nemutlu yeni kitabı olan ‘Nasip Niyete Vurgundur’da insanlık tarihinin en eski düşmanlıklarından biri olan Habil ile Kabil’in ilişkilerine değiniyor. İki düşman kardeşin günümüz karşılığı olan Sedat’a kötü kalpli ağabeyinin ihanetinin anlatıldığı kitapta, her iyinin kötülüğü, her kötülüğün içindeki iyiliği bulabilirsiniz.

İlk kitabınızı ne zaman yazdınız?
2013’te yazdığım ilk kitabım olan ‘Hangimiz Sevmedik?’ 2014 senesinde okurla buluştu. Kitapta melankolik bir aşk hikayesini anlatıyordum ve o dönem kitabım 14 baskıda toplam 40 binden fazla sattı. İkinci kitabım olan ‘Ben de Sevdim’i kaleme aldığımda ise tarih 2016 senesini gösteriyordu. İkinci kitabımda yine melankolik bir aşk hikayesini kaleme aldım.

Melankolik bir insan mısınız?
O dönem fazlasıyla melankolik ve romantiktim. Özel hayatımın çalkantılı dönemlerinde yaşadıklarımın yansımasını bu iki kitaba aktardım. Benim için bu aktarım kelimenin tam anlamıyla bir terapi gibi oldu. Unutmak için yazmak, yazdıkça unutmak ve hayata her yeni sayfa gibi bambaşka bir heyecanla bakmanın ilacıydı yazmak.

İkinci kitabınızdan sonra hayatınızda ne değişti?
Her şeyden evvel duygusal manada kendimi daha iyi, daha rahat ve daha güçlü hissettim. Amatör olarak başladığım yazarlık serüvenim, benim için bir tutkuya adeta bir yaşama sevincine evrildi. Kitaplarımın beklediğimden çok daha fazla okuyucu ile buluşmasıyla da kendimi bambaşka bir dünyanın içinde buldum. Ve hayatın melankolik olmadığını, acılardan, hayal kırıklıklarından beslenmek yerine, umuttan ve ümitten yana olmanın bilincine vardım. Böylelikle üçüncü kitabımı yazacak ruh haline ulaşmış oldum.

Üçüncü kitabınızın konusu nedir?
Sevgili Sertaç, 2017’de yazmaya başladığım üçüncü kitabım ‘Dua Kader Değiştirir’, benim hayat hikayemi anlatıyor ve bunu ilk defa sana açıklıyorum.

Neden bu kadar uzun zaman sakladın?
İnsanın kendisiyle yüzleşmesi zaman alıyor. Ve bu yüzleşme kararı, şu hayatta alınan en zor kararlardan biridir…

Ne yaşadın da bu kadar doldun?
Benim mücadelem doğumumla başladı. Ailemin kökeni Yozgat’a bağlı Boğazlıyan İlçesi Yazıçepni Köyü’ne dayanır. Bolluk içinde geçen çocukluğum, babamın ben 5 yaşındayken iflas etmesiyle ciddi zorluklarla devam etti. 15 yaşına geldiğimde oto sanayi sitesinde açtım gözlerimi. Akranlarım liseye giderken ben hem okuyup hem çalışıyordum.
Ardından okulu bırakmak zorunda kaldım. Böylelikle aileme daha çok destek olabilecektim. Tabi bunlar beni derinden etkileyen mevzuların özetlenmiş halleri. Teker teker olayları düşündükçe önceden bana acı veren anılarım için şimdi teşekkür ediyorum.

Nasıl yani, insan acıları için teşekkür eder mi?
Etmez olur mu! Acı da mutluluk da, açlık da tokluk da bizler için. Hayatımız her açıdan mükemmel, her açıdan bolluk ve bereket içinde geçse, insanın hedefi kalmaz. Bu yüzden biz insanlar açlığın ve acının kıymetini bilmeliyiz ki, güzel günlerin kıymetini bilelim. Elma nasıl yontulmadan elmaz olmaz ise insan da acı çekmeden insan olamıyor…

“Acılarımdan Beslenmiyorum”

Sizin için acılarından besleniyor diyebilir miyiz?
Hayır Sertaç. Tam olarak beni anlatan cümle bu değil. ben acılarımdan beslenmiyorum. Yaptığım şey, acılarımdan ders çıkarıp bunları kağıda dökerek okurlarımla paylaşmak…

Dua Kader Değiştirir’e ilgi nasıldı?
15 baskı yapıldı o kitap için. 150 bin de sattı. Bu Türk kitap tarihinde çok ciddi bir rakam. Öyle her yazara nasip olan bir okur sayısı değil…

Yani duan sana nasip oldu diyebilir miyiz?
Aynen diyebiliriz…

200 Bin Satış Bekleniyor…

Genç kuşak yazarların hatırı sayılır isimlerinden Ethem Emin Nemutlu, geçtiğimiz günlerde çıkan yeni kitabı ‘Nasip Niyete Vurgundur’ ile gündemde. Kitap için modern ‘kardeşler mücadelesi’ diyebiliriz. Anafikir iyiliğin her zaman kazanacağını söylüyor. Kitabın arka kapağında yazan paragraf etkileyici.

“Her şey güzel giderken başına öyle şeyler gelir ki yandım dersin. Bittim düşersin. İşte o an içindeki iyilik çıkıp gelir ve kapını çalar. Kalk der kalk. Tutar elinden karanlığı yırtar ve seni güzel günlere götürür. Korku nedir bilmez iyilik. Aydınlık karanlıktan korkar mı hiç? İyilik adına yanan ateşi kötülük söndürebilir mi hiç? Kötü günler ile karşılaştığında kimseye ihtiyacın yok. Önce Allah, sonra içindeki iyiliğe güven. Niyetin ne kadar iyiyse, Allah o kadar seninle. Nasibin ise niyetinde gizli. Alsa da elinden yoğunu varını, döner dolaşır geri verir sana hakkını. Olmaz deme asla, olur. Unutma ki bizde Allah isteyince kuşlar filleri yener azizim…”

“Nasip Niyete Vurgundur” ne demek?
Bu sorunun yanıtını vermek günler, yayınlamak sayfalar alır. Lakin özetle, kişi ne isterse, ne dilerse ve isteyip dilediği onun için hayırlıysa, o olur demek…

Kitabın islami bir kitap mı?
Hayır değil.

Ama öyle bir havası var?
Ben dindar bir insanım ve İslami çizgiden geliyorum. İşte bu yüzden farklı inançlara ve inançsızlıklara saygım sonsuz.

Nasip Niyete Vurgundur bir İslami kitap değil, lakin içinde İslami motifler var. Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetler yer alıyor.

Kur’an başta olmak üzere tüm kutsal kitapların kaynağını insandan ve yaşamdan aldığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda da bir yaşam öyküsünü anlattığım kitabımda İslami motiflerin yer aldığı kitabımı İslami bir yayın haline getirmez.

Madem öyle kitapta neden Fil Suresi var?
Fil Suresi, müşrikler tarafından Mekke’yi yıkmaya gönderilen fillerin kafasına, pençelerinde taşıdıkları küçük taşları atarak kaçıran Ebabil kuşlarını anlatır. Yani Fil Suresi, güçsüzlerin güçlüleri yenebileceğini anlatıyor. Okuyana da umut veriyor. Şimdi ben sana soruyorum.

Okuyana umut veren bu sureyi yayınlamak, kitabımı İslami bir yayın yapar mı? Kitapta dini anlatmıyorum.Bunu anlatabilmem için din bilgini olmam gerekir ki değilim. Sadece mütevazı bir dindarım. Tüm kitaplarımda da kendi doğamı yansıtıyorum.

Kitabını okuyanlara ne vaad ediyorsun?
Okurlarım kendileriyle yüzleşecek! Kendileriyle kavga edecek, kendileriyle barışacak.
Ve Savaş Başlıyor…

Kişi kendisiyle nasıl savaşır ki?
Kişi kendini sorgulamaya başladığında, içindeki kötülüğü görmeye başlar. Bunu gördüğünde eğer içindeki kötüyle barışıp ardından kabullenebilme erdemini gösterirse doğru yola girmeye başlamış demektir. Bu yol öyle bir yoldur ki insanı ya çıkışa götürür ya da zihnin karanlık dehlizlerinde kaybettirir iyi niyetini. Bu yüzden kitap okura öncelikle görüp kabullenmeyi öğretiyor. Yani okura kendine ayna tutturuyor.

Ve okur seçimini yapıyor…
Tabi her insan farklı karakter, farklı hikaye, farklı fikirlerden oluşuyor. Benim kahramanım Sedat, iyiliği seçerek içindeki kötülüğü yenmeyi başarıyor. Sabrediyor, dua ediyor, umut ediyor, vazgeçmiyor, kötü günleri yırtarak iyi günlere kavuşuyor. Okurun çıkarması gereken ders de işte burada başlıyor…

Okur nasıl bir ders çıkarmalı?
Bu soruya cevap veremem. Çünkü her okur, farklı bir hikaye ile kitaba başlıyor. Çünkü her insanı kendi acısı, kendi hüznü, kendi mutluluğunu şekillendiriyor. Dolayısıyla da her okurun varacak olduğu sonuç birbirinden farklı olacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here