Maskeleri “NEŞTER”le İndirin

0
359

Hayvanları insanlardan ayıran en önemli nokta içlerindeki dengenin kendiliğinden sağlanması olsa gerek. Hırs, açgözlülük ya da bencillik barındırmadan yaşayabilmeleri. Peki, tüm bu saydıklarımız gerçekten de kötü özellikler mi? Ya da bunlar olmasaydı acaba iyiliğin ne demek olduğunu gerçekten bilebilir miydik? Saf iyilikten söz etmek mümkün müdür yoksa Polyanna bile kendi içinde bir şeytan barındırıyor mu? Birilerine zarar vermediği sürece bu şeytanların varlığının bir önemi var mı? İyilik ve kötülük, doğru ve yanlış üzerine birbirini takip eden bu soruları; Vet. Hek. Op. Dr. Ateş Barut, “Neşter” kitabında mikro ölçüde ele alıp toplum içinde her anlamda mükemmel bir insanın seri katile dönüşme hikayesini anlatarak okuyucunun iç sesinin cevaplamasını sağlıyor.

Ateş Bey, bir veteriner hekim olarak isminiz ülkeyi aştı. Bunun yanında bir de edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yaptınız. Nasıl gelişti bu süreç?
Evet, her şeyden önce itiraf etmeliyim ki ben çok şanslı bir insanım çünkü sevdiğim işi sevdiğim şekilde yapma şansım var. Hem hayvanları hem de hayvan seven insanları çok seviyorum ve öyle bir iş yapıyorum. Hem bu güzel canlıların hem de onları çok seven ailelerin hayatına dokunuyor, dokunmakla kalmıyor o hayatlarda fark yaratıyorum. Hem de bunu boynuma taktığım bir steteskopla doktorculuk oynayarak değil, kendi MR’ına, bilgisayarlı tomografisine, laboratuvarına, tam steril ameliyathanesine sahip, uzman veteriner hekimlerin çalıştığı tam teşekküllü bir hayvan hastanesinde icra ediyorum.

Hekimlik çok keyifli ama çok zor bir meslek çünkü başarı da başarısızlık da çok açık, çok ortada ve çok dramatik. Eğer kırık bir bacağı ameliyat ediyorsanız ve hasta birkaç ay sonra hala topallıyorsa başarısızsınızdır ve bunun bir bahanesi yoktur ki olsa bile hastanızı ve ailesini ilgilendirmez. Eğer felç bir hastayı ameliyat ettiyseniz ve hasta yürümüyorsa sizin her şeyi doğru yapmış olmanızın hiçbir önemi yoktur çünkü hasta hala felçtir ve başarılı olduğunuzu iddia etmeniz anlamlı olmayacaktır. Çok zor bir tümörü çok zor bir ameliyatla alırsınız ve patoloji sonucunu belki de sahiplerinden daha büyük bir endişe ile beklemeye başlarsınız çünkü eğer agresif bir kanser türü ile karşı karşıyaysanız ne yaparsanız yapın sonuç başarısız olacaktır. Sonuç olarak hekim hastalık karşısında yalnızdır ve tıbbın gerçekleri hekim üzerinde büyük bir baskı ve stres yaratır. İşte bu yüzden hekimlerin bu stresle başa çıkabilmek için hobileri olmalıdır. Ben de spor yaparak, resim yaparak, okuyarak ve yazarak başa çıktım hep kendi stresimle. Hayaller kurdum, karakterler yarattım, onları bambaşka mekanlara, dünyalara yerleştirdim ve hikayeler yazdım. Birgün yazdıklarımı birilerinin okuyacağını düşünmek kurguladığım hayallerin belki de en zoruydu ama ‘’Neşter’’i bitirip yayınevlerine yolladıktan sonra her hafta onlarca kitabı ellerine alan o editörlerin yorumlarını gördüm ve bunun artık gerçek olduğunu anladım. Birçok yayınevi basmayı kabul etmişti Neşter’i ama Bilgi Yayınevi’ni tercih ettim. Açıkcası Hemingway, Halikarnas Balıkçısı, Memduh Şevket Esendal gibi ustaların edebiyat klasiklerini basan bir yayınevi tarafından beğenilmiş olmak gururumu okşadı ve sonuçta Neşter basıldı. Artık bir yazan değil bir yazardım.

Tıbbi deneyimlerinizden yola çıkarak yazdığınız kitabınız ”Neşter”de hayat kurtaran bir doktorun karanlık yüzünü görüyoruz. Ana karakteriniz neden bir seri katile dönüşüyor?
Her insanın hayata dair anlatmak ve söylemek istedikleri var ama bunları paylaşabileceğiniz kişi ve ortamlar çok sınırlı, işte yazmak bu sınırları aşan bu duvarları yıkan bir kavram. Benim de hayata, insanlara, tıbba ve hekimlik mesleğine dair anlatmak istediğim birçok şey vardı ve tüm bunları kötülüğün, aşkın, cinayetlerin arasına serpip yazdım Neşter’i. Evet kitabımdaki üç ana karakterden biri çok başarılı bir beyin cerrahı. Bu beyin yani cerrahı insanları hayatta tutmak için eğitilmiş bu adam, zamanla öldürmekten tat alan bir seri katile dönüşüyor. Mükemmel bir işe, kariyere, hayata ve hatta dış görünüşe sahip bu adam bir seri katile evriliyor.

Peki, sizce herkesin içinde bir seri katil yatar mı?
Her insanın içinde biraz iyi biraz kötü var. İşte Neşter’in ana teması bu. İçinizdeki kötüyü kontrol edebildiğinizce dürüst ya da göreceli olarak iyisiniz, kontrol edemediğiniz zaman ise kötü ya da suçlu.

Öldürmek tabi ki bir ironi ama çok da yanlış seçilmiş bir kavram değil. Ben çok uzun süredir insanları ve ilişkilerini izlemeye, gözlemeye çalışıyorum. Tabi ki toplum içinde korkunç şeyler yapan birçok birey var ama ben sadece suçlu diye adlandırılan bu insanlardan değil normal insanlardan bahsediyorum. Onlara baktıkça; insanların içlerinde birbirlerine karşı ne büyük öfkeler biriktirdiklerini gördüm. Yıllarca süren birlikteliklerin, dostlukların, ortaklıkların ya da eviliklerin bitişini izlerken insanların içlerinden nasıl canavarlar çıktığını izledim. Haset, kıskançlık ve kibirle insanların birbirlerine ne büyük kötülükler yaptıklarını görünce; ”bu insanlar eğer yakalanmayacaklarını ve cezalandırılmayacaklarını bilseler birbirlerini öldürürler” diye düşünmek kaçınılmaz bence.

Evet, ben her insanın içinde biraz iyi biraz kötü olduğuna inanıyorum. O kötüyü kontrol edebilenler göreceli olarak iyi ve faydalı insanlar, edemeyenler ise kötüler ya da suçlular. Milyonlarca doları olan bir Hollywood yıldızı, bir mağazadan bikini çalarken yakalandığında ona kleptoman ya da hasta demek bence işin kolay tarafı. Bu kişi belki de sadece içindeki kötüyle tanışmak ya da onu bir süreliğine serbest bırakmak istemiştir hepsi bu. İşte benim seri katilimi yaratan ironi bu; kimse göründüğü kadar mükemmel değildir ve her insanın içinde biraz şeytan biraz da melek vardır.

Sizi başka karakterlerle ve başka hayatlarla edebiyat dünyasında görmeye devam edecek miyiz? Benim temennim görmekten yana çünkü 🙂
Hayaller kurmak, o hayaller içinde bambaşka mekanlara seyahat etmek ve yazdıklarımı okuyanları da benimle birlikte o mekanlara götürmek vazgeçmek istemediğim çok keyifli bir uğraş. Kesinlikle devam edeceğim.

Son olarak şunu sormak istiyorum. Zamanınızın büyük çoğunluğu hayvanlarla geçiyor. Onların duygularına, düşüncelerine oldukça hakimsiniz. Buna dayanarak insanlar hayvanlarda olan saf sevgi ve bağlılığa erişebilirler mi?
İİnsanların birbirlerini hayvanlar gibi sevmesi maalesef imkansız çünkü bizim sevgimiz şartlara bağlı. ”Eğer beni seversen ben seni daha çok severim, eğer beni mutlu edersen ben seni daha çok mutlu ederim.” İşte bizim sevgimiz böyle. Oysa hayvanların bize verdiği sevgi saf ve koşulsuz. Siz o gün çok yorulduğunuz için köpeğinizle daha az oynadığınız için ya da kedinize daha düşük kalite mama verdiğiniz için sizi daha az sevmesi mümkün olabilir mi? Tabi ki hayır. Çünkü onlar bizi hiçbir şarta bağlamadan seviyor ve bu küçük canlılardan sadece bunu öğrenebilmenin bile dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getireceğine inanıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here