Aybegüm Kalfa: Ütopik Dünyalarda Kadın İmgesi

0
244

“Kendi resimsel ifade aracım olarak kadın bedenini seçtim. Bu özellikle Türkiye’de gözlemlediğim toplum tarafından kadına yapılan acımasız muameleden kaynaklanmaktadır. Resimlerimde kadınlara istedikleri kadar eğlenebildikleri, dilediklerini yapabildikleri, özgür ve çılgınca mutlu oldukları bir dünya yarattım. Bu yaratmış olduğum dünya içinde yaşadığımız dünyaya göre oldukça ütopik bir tablo çiziyor. Çizimini yaptığım kadınları içinde yaşadığımız gerçek dünyaya taşıyarak izleyicinin beğenisine sunuyorum.”

Kendinizden, sanat ve yaşam süreçlerinizden bahseder misin?
1991’de Ankara’da doğdum. Küçük yaşlarımdan itibaren resme hep ilgi duydum. Küçükken de sık sık kız figürü çizimleri yapıyordum. Ailem de resme olan yoğun ilgimi destekledi. 2005 yılında Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nün yetenek sınavlarına girdim ve kazandım. Eğitimime Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde devam ettim. Üniversite hayatımda kadına ve kadın bedenine yönelik çalışmalar yapmaya başladım. Şeref öğrencisi olarak 2013 yılında mezun oldum. 2014 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana Sanat dalında tezli yüksek lisans yaptım.

Başlangıçtan bugüne gelirken resim sanatında hangi yollardan geçtiniz?
Her zaman resmi sevdim ve hayatımda başrolü oynadı. Sıkıldığımda, mutsuz olduğumda, mutlu olduğumda, heyecanlandığımda resim yapmayı tercih ettim. Tuval benim için bir nevi içimdeki duyguları döküp rahatlama yöntemi. Hayatta beslendiğim güzel duyguları, yaşamak zorunda kaldıklarımı, duygu yoğunluklarımı, canlı renklerle buluşturup tuvale aktarıyorum. Özellikle üniversite dönemimde kadın temasına yoğunlaştım. Çünkü ben de bir kadın olarak Türkiye’de kadın olarak yaşamanın zorluklarını biliyorum.

Çalışmalarımda kadını her istediğini elde edebilecek kadar güçlü, yenilmez, son derece mutlu ve tutkulu bir imaj ile resmediyorum.
Bu tasvir ise Türkiye’de maalesef ancak ütopik bir görüntü. Bu yüzden son dönem çalışmalarımda ütopik dünyalarında yaşayan kadınları ele alıyorum. Bu kadınlar mistik ve aslında gerçek olmayan bir hayal aleminde yaşıyorlar. Mistik atmosferi oluşturmak için dumanlı ve buğulu fon, gerçek ebatlara sahip olmayan, havalarda uçuşan, kendilerini tekrar eden nesneler ve insan kıyafetleri giyen ya da insani özelliklere sahip hayvan figürlerinden yararlanıyorum.

Bir kadını öpebilen, kadehle bir şeyler içebilen ya da bir kadının en yakın arkadaşı olabilen hayvanları resimlerimde kullanıyorum. Resmimde kullandığım hayvanların bazıları iyi huylu bazılarıysa tehlikeli. Bu anlamda de insanlarla özdeşleşiyorlar. Resimlerimde çarpıcı ve çok renkli tonlar hakimdir.

Şu an Ankara’da yaşamanıza rağmen Ankara ve İstanbul arasında yoğun seyahat ederek yaşayan bir ressam olarak iki şehir arasındaki genç sanata bakış ile bu şehirlerdeki sanatseverlerden aldığınız tepki hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Her iki şehir için de şunu söyleyebilirim ki; çalışmalarımda işlemiş olduğum kadın temasıyla kadınların içlerindeki gücü yansıtmalarını teşvik etmeye çalışıyorum. Bu durum kadın izleyicinin hoşuna gidiyor. Kadın figürünü resim karesinde olsa bile güçlü görmek kendilerini iyi ve desteklenmiş hissettiriyor. İzleyicinin resimlerime bakarken heyecanlanması ve cesaretlenmeleri beni mutlu ediyor. Aynı zamanda bir kadın olarak resimlerimde kendi günlük hayatımdan kesitler sunmam, yaşantımı sansürsüzce resme dökmem, izleyicide merak uyandırıyor. Resimlerime bakan kişi pek tanımadığı birinin günlüğünü karıştırıyormuş hissini yaşayabilir. Resimlerimde cıvıl cıvıl, parlak renk tonları tercih etmem bu da izleyici tarafından beğenilen başka bir nokta.

Resminizi nasıl özetleyebiliriz? Resimlerinizle vermek istediğiniz mesaj nedir? Bunları nasıl kullanıyorsunuz? Son dönem yaptığınız bir resmi veya seriyi ele alarak buradan resminiz ile ilgili bir anlatım yapabilir misiniz?
Maalesef Türkiye’de bir kadının, kendi seçtiği kadın kimliği ile yaşaması oldukça zor. Türkiye ataerkil düzenle yaşamaya alışmış bir toplum. Türkiye’de kadın kendisinin aslında seçmediği, toplum tarafından ona dayatılan iyi temizlik yapabilmek, iyi yemek yapabilmek, iyi bir anne olabilmek gibi sorumluluklarla yaşamak zorunda. Kadınlar, üzerindeki toplum baskısı sebebiyle dişiliğini asla istediği gibi yaşayamamaktadırlar. Sürekli ezilip hor görüldüğü için konuşmaya bile çekinen, güvensiz, her zaman geri planda kalmaya alışmış, sadece ev işi yapmakla yükümlü bir kadın profili söz konusudur. Bense resimlerimde bu tabloyu tamamen altüst ediyorum. Resimlerimdeki kadınlar asla karşı konulamayacak bir güce sahiplermiş gibi davranmaktadırlar. Mutlu ve istedikleri her şeyi korkmadan yaşamaktadırlar. Cazibeli ve dişi tavırlarıyla izleyicinin kendisinde uyandırdıkları hayranlığın farkındalarmış gibi davranmaktadırlar. Resimlerimde kadın olmanın gücünden daha büyük bir güç yoktur.

Türkiye’de yaşayan bir genç ressam olarak yaşadığınız sıkıntılar nedir?
Türkiye’deki tabular sanatın ve sanatçıların kısıtlanmasına sebep oluyor. Sanatçılar tuvallerinde diledikleri kadar özgür olamıyorlar. Sanatçılar fikirlerini ve tarzlarını yansıtırlarken çeşitli engellemelerle karşılaşabiliyorlar. Bazı galeriler nü resim sergileyemiyor. Sanattan bahsediyorsak bu durumu son derece absürt buluyorum. Sanata ve sanatçıya yasak konmamalı. Sanatçı korkusuz olması gereken kişidir. Bir diğer sıkıntı ise genç ressamlar için galerilerde yeteri kadar alan sağlanmamasıdır. Genç ressamlar ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar kendilerini gösterebilmeleri imkansız. Sanatta özgünlük, sanatın olmazsa olmaz koşuludur. Sanatçı kendine ait iç dünyasını ve tarzını tuvaline aktarabilmelidir. Kendi özgün tarzını korkusuzca izleyiciyle paylaşabilmesi gerekir.

Ressam; resim yapma yeteneği olsa bile özgür düşünme kabiliyetinden yoksun kalmış olan kişi olabilir. Diğer iki kavram ise birbirleriyle iç içedir. Sanat olmadan sanatçı olmaz. Sanatçı olmadan sanat var olmaz.

Önümüzdeki dönem yurt dışı ve yurt içi sergileriniz hakkında bilgi verir misiniz?
Önümüzdeki sergilerimde ‘’Nesne Kadın’’ adlı seride çeşitli nesnelerle bir arada kullandığım kadın figürünü işleyeceğim. Bu seriyle birlikte giderek hissizleşen ve kaybolan duygular yüzünden nesneden farkı kalmayan insanlara vurgu yapmak istiyorum.

Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte kazandığımız hızlı yaşam biçimi duyguları da hızla tüketiyor. Bu durum insanı insan yapan özelliklerin kaybolmasına sebep oluyor. İnsanlara verilen değer herhangi bir nesneye verilen değer ile aynı. Bu yüzden resimlerimde kadınlar ve nesneleri bir araya getirip çağın sorunu olan insanın duygularından arınıp nesneleşmesine dikkat çekiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here