TUTKU, ÖZVERİ VE SENFONİ!

0
261

Aralık ayında Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası şahane bir konserle ruhumuza dokundu. Omid Mousavi ve Rustem Rahmedov şeflerin eşliğinde, Bilkent Üniversitesi’nin de sanata verdiği değerle ortaya çıkan Müziğe hayatını adamış, bilgiyi yaratıcılıkla harmanlayarak verdikleri eğitimlerle genç müzisyenler yetiştiren ve konserleriyle sanatın değerine değer katan şefler Omid Mousavi ve Rustem Rahmedov ile ilk günkü heyecanla hazırladıkları konser üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi tanıyalım. Sizleri Türkiye’ye kadar getiren nedir?
Omid Mousevi: İran’da akademisyen bir ailede doğdum. 5 yaşında müziğe başladım ve 7 yaşımda ilk konserimi verdim. O konser neredeyse yok sattı. Hocam eğer şef olmak istiyorsam yıllarca orkestralarda çalıp farklı deneyimler edinmem gerektiğini söylerdi.

Uzun yıllar orkestralarda çaldıktan ve belli bir birikim elde ettikten sonra şef oldum. Şu anda Bilkent Üniversitesi’nde tez aşamasındayım. Bu konser de Türkiye’deki şeflik kariyerimin ilk resmi konseri olacak. O yüzden benim için ayrı bir heyecanı var.

Rustem Rahmedov: Ben Türkmenistan Aşkabat’ta doğdum. Benim ailem sanatçı olduğu için kariyerimin şeflik dışında yön alacağını hiç düşünmedim. Babam solistti ve her zaman şefleri izletiyordu bana.

O zamanlar tabi Sovyet ekolünden gelen büyük şefler vardı, orkestra çukurunda oyun oynarken onları izlerdim. Annemin arzusu, ben piyano çalarken solist olarak bana eşlik etmekti, bu yüzden ilkokulda başladım. Çocukluktan geliyor yani. Tüm dünyada konserler ve Aşkabat’ta eğitimler verdikten sonra tesadüf eseri Ankara’da hocalarımızla tanıştık ve böyle bir fikir oluştu.

Türkiye’de resmi ilk konserim Eskişehir Belediye Senfoni Orkestrası ile birlikteydi. Gençlik Bayramı için hazırlanmış bir konserdi ve 10 solisti yönetmiştim. Bu konser de Bilkent ile ilk konserimiz oldu ve aynı heyecanı yaşadım.

Şef olmayı bize nasıl tanımlarsınız?
Rustem: Dünya üzerinde teorik bir tabanı olmayan tek meslek diyebilirim şeflik için. Anlatabileceğiniz, karşıya öğretebileceğiniz bir meslek değil. Bu meslekte öğretilebilecekler çok sınırlı.

Büyük oranda bağlılık istiyor. 70-80 yaşındaki şefler, şef olmayı yeni öğrendiklerini söylüyor. Dinleyiciler şefi dinlemek, onu izlemek istediklerini söylüyorlar. Böyle hipnotik bir şey. Şef ne söylerse söylesin 50 kişilik orkestra ona katılır. Fareli köyün kavalcısı gibi.

Şimdi bizim de amacımız gençlere yeni şeyler öğretmek, bilgilerimizi aktarmak çünkü ancak bu şekilde ilerleyebiliyorsunuz. Bunun dışında diğer meslekler gibi mesaisi olan bir meslek değil şeflik, yeri geliyor sabah kahvenizi içmeye bile vaktiniz olmuyor.

Omid: Orkestra şefliği, dünyada saf diktatörlüğün kaldığı ender yerlerden. Şef yanlışsa herkes yanlış, şef doğruysa herkes doğru.

Bu yüzden şefin asıl sahip olması gereken şey çok tutarlı bir görüşünün olması. Çok stabil olması. Saf diktatörlüğe rağmen insanlar bundan keyif alıyor çünkü inanılmaz bir sanat doğuyor bundan.

Mesela ‘’Gençlik Orkestrası’’ diyoruz ama en genci, tecrübesizi bile çok ciddi eğitimlerden geçen ve ciddi mesailer harcayan insanlar. Onlar bile buna katlanıyor.

Konsere geçmeden önce, hazırlık aşamasında çalışmalarınızı nerede gerçekleştirdiniz?
Omid: Bu imkânları bize Bilkent Üniversitesi verdi. Pek çok ülkede konservatuar salonlarında bulundum ve şunu söyleyebilirim ki Bilkent Konservatuarı gerek çalışma alanı gerekse enstrüman anlamında dünyanın hiçbir yerinde bulunamayacak olanakları sunuyor.

Önce Doğramacı ailesi sonra rektörümüzün sanata verdiği değerin bir sonucu bu. Onlara da sizin aracılığınızla bir kez daha teşekkür etmiş olalım.

Peki, süreç nasıl oldu?
Omid: Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası, Doç. Işın Metin hocamızın dersi bazında iki ay haftada iki kez buluştu.

Eserler hakikaten zor. Bu yüzden ders dışında hafta içi ve hafta sonu da çalışmalar yaptık. Bu kadar ciddi bir programla seyirci karşısına çıkmak tutku istiyor.

Rustem: Türkiye’nin birçok yerinden özenle seçilmiş yeteneklerle ve ileride çok büyük isimler olacaklarına emin olduğum solistler Eda Öncül ve Arya Su Gülenç ile sahneye çıktık. Her provamız en az iki saat sürdü. Müzisyenlerin hayatı sporcu gibi, başarıya ulaşmak için her gün antrenman gerekiyor. Sahnedeki 1 saatlik performans ciddi bir rutinin sonucu. Gündüz orkestrayla birlikte yapılan provalardan sonra akşam geç saatlere kadar da şefliğe vakit ayırmanız gerekiyor. Buna dayanabilecek çok az insan var.Bunun dışında müzik bir zanaat değil bir sanat, notaları okumak ve satır aralarından yeni bir şeyler çıkarmak var sonunda. Ruhsal bir yanı var yani. Sevginin ötesinde bir duygu, fanatizm doğuruyor.

Omid: Aşk gibi bir şey. İçten, derinden hissetmiyorsanız yapmak mümkün değil. Bir şefin tutarlı bir görüşünün olması, büyük mesailer harcaması ve çok çalışması gerekiyor. Mesela benim parmaklarım iyileşmedi hala.

Konser nasıldı?
Rustem: Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası, 12-13 Aralık’ta Bilkent Konser Salonu’nda sahneye aldı. İki günün de programı neredeyse aynıydı fakat iki farklı şef yöneteceği için birbirinden çok farklı iki yorum duydu dinleyiciler. Orkestra da aynı olmasına rağmen aynı eseri iki ayrı günde dinleyenler kendi içerisinde tutarlı bambaşka iki yorum deneyimledi. Bu da şef farkını ve sanatta herkesin kendisini nasıl ortaya koyduğunu göstermiş oldu.

Omid: Programı Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası’nın gerçekleştirmiş olması basit eserlerin sunulacağı düşüncesini doğurmamalı.

Keza çok da büyük beğeniler aldık. Berlin ve Londra Filarmoni Orkestraları’nın çaldığı ve devlet orkestralarının da sevdiği, klasik müzik dünyasında başyapıt niteliği taşıyan; Avrupa, Amerika, Latin ve Kuzey ülkeleri dâhil dünyanın her yerinde çalınan, Heiden ve Beethoven gibi usta bestecilerin eserleri yer aldı. Gençler de üstesinden çok güzel geldi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here