Sesin En Güzel Tonları A CAPELLA BOĞAZİÇİ’nde

0
49

Sanat ve sanatçı kavramlarının karıştırıldığı günümüzde yetenekli insanları gözümüz arar oldu. Bulduğumuzda da bırakmak istemiyoruz doğal olarak… Yeteneklerini çok güzel kullanarak çok iyi işler yapan gerçek sanatçılardan da her daim yeni projeler bekliyoruz. Onlardan biri de A Capella Boğaziçi… Türkiye’de sadece birkaç tane A Capella grubundan biri olan A Capella Boğaziçi, yaptığı işlerle kendilerine hayran bırakıyor. Özellikle de Kürdilihicazkar Longa ile farklarını herkese kanıtlayan başarılı grup, ileride A Capella’nın okullarda okutulmasını diliyor ve bunun için de yaptıkları işin aynı zamanda bir repertuvar olabileceğini de belirtiyor. Her yaptıkları parçada sizi kendilerine çeken grupta Tenor ve Müzik Direktörü Recep Gül, Bas’ta Ali Göktürk, Soprano’da Canan Özgür, Alto’da Cansın Hazan Bayrak, Bariton ve Beatbox’da Fehmi Cesur Demir keyfii sohbetleriyle karşınızda…

A Capella’da tüm enstrüman sizsiniz. Sahneye çıktığınızda da herkes size eşlik ediyor, sesinizin duyulması için neler yapıyorsunuz?
Sahnede mikrofon kullandığımız için bir sorun olmuyor. A Capella’da sahnedeyken öncelikle ses sisteminizin çok iyi olması lazım. Monitörsüz asla söyleyemiyoruz, çünkü kendimizi o zaman hiç duyamıyoruz. Bizim için sahnedeyken asıl önemli olan içeride kendimizi duymamız. Bu yüzden biz genellikle eğlence mekanlarında çıkmıyoruz. Bunun dışında caz bar ya da alternatif müzik mekanları olabiliyor, oralarda sahnede olmak bizim için daha keyifli. Özel etkinliklerde çıkmayı tercih ediyoruz.

Bir insan nasıl ‘’ben A Capella’ya başlayayım’ ’der? Çok uç bir şey değil mi bu?
Ali Göktürk: Biz aslında hepimiz korodan gelmeyiz. Mesela ben Boğaziçi Üniversitesi’nden geldim. Hepimiz oradan değiliz ama ilk kuruluşumuz Recep’le ikimiz olduk. Koroda söylerken takip ettiğimiz A Capella gruplar vardı bu müziği oradan öğrendik ve bir müzik grubu kurmak aklımıza geldi.

A Capella müzik yapmaya karar veren kişiler zaten hali hazırda bir koronun içinde bulunan insanlar oluyor. Dışarıdan ‘’hadi A Capella grup kuralım’’ diyerek kimse grup kuramıyor. Çünkü bizim farklı dinamiklerimiz var. Bir pop müzik gibi değil. Bugün zaten dünyada A Capella müzik yapan herkes bir şekilde bir noktada koroda söylemiş oluyor. ‘’Ben A Capella grubu kurmak istiyorum’’ dediğinizde hiç kimse bulunmuyor.

Bir orkestrada mesela bir gitariste ihtiyaç vardır, ‘’gitarist arıyoruz’’ denir. Peki, siz orkestra elemanlarını nasıl topluyorsunuz?
‘’Bir gitarist arıyoruz’’ denildiği gibi biz de ‘’bir alto, soprano arıyoruz’’ ya da ‘’beatboxçı arıyoruz’’ diyoruz. Bizde herkesin bir görevi var çünkü.

Sizin grubunuz kimlerden oluşuyor?
Bizim grubumuzda bas, beatbox, tenor, alto ve soprano var. yani her grup böyle olmak zorunda değil. Bu tamamen grubunuzun dinamikliğine bağlı bir şey.

O zaman A Capella’da illa ki beatbox olacak diye bir kural yok?
Evet, öyle bir zorunluluk yok. Ama modern A Capella’da artık herkeste var. A Capella’da klasik müzik yapıyorsan beatbox’a gerek yok ama şu anda o tür gruplar yok denecek kadar az.

Aranjeleri kim yapıyor?
Recep Gül: Ben yapıyorum.

Ne kadar sürüyor bir parça?
Ne kadar kreatif takılmak istediğinize bağlı. ‘’Evet, hadi yapalım’’ diyorsanız 3 saat de sürebilir ama benim 4 ay üzerinde uğraştığım parça da var.

Kürdilihicazkar Longa’nın aranjesi ne kadar sürdü?
Recep Gül: Uzun sürdü. Ben o sırada New York’taydım ve İstanbul hasreti çekiyordum. Evim korkunçtu ve sadece kafelerde çalışabiliyordum. Aranje yaklaşık 1.5-2 ay sürdü. Ayrıca biraz o sırada Fazıl Say projesiyle de uğraşıyorduk. Kürdilicazkar Longa’daki söz olayı ise tamamen bizim caz geçmişimize dayanıyor. Çünkü normalde sözleri olan ve insan sesine uygun bir parça değil.

Dinleyici canlı performansınızı nasıl karşılıyor?
Cansın Bayrak: Bakakalıyorlar. İlk defa karşılaşanlar şaşırıyor, daha önceden bilenler eğleniyorlar, dans ediyorlar. Tabi esere göre de değişiyor. Biz bütün müzik tarzlarından beslendiğimiz için bazen de türkü söylüyoruz, insanlar kalkıp oynuyorlar. Bazen şaşkın şaşkın bakıp ne yaptığımızı anlamaya çalışıyorlar. Seyirci kitlesine gör değişiyor aslında. İş toplantılarında daha çok oturup dinliyorlar. En zevkli ortamlar festivaller ve üniversite ortamları aslında. Orada söylemekten büyük keyif alıyoruz. Ben şaşıranları görünce daha da keyif alarak yapıyorum.

A Capella’nın belli kuralları var mı?
Aslında kendine has dinamikleri var. Bir senfoni orkestrası yazmak ya da bir pop yazmak gibi değil ama onlardan da bazı ögeler taşıyor. İkisinin arasında bir yerde duruyor. Çünkü bizde armonik orkestra diye bir şey yok. Mesela bir gitar ya da piyanoyu koyduğunuz zaman birden çok ses çıkabiliyor ama bizde herkes aynı anda tek bir ses çıkarabiliyor. Burada siz 3 kişiyi bir gitar gibi düşünüyorsunuz ya da bir kişiyi basçı gibi düşünüyorsunuz ama görevler sürekli değişiyor. Bazen bir yaylı orkestrası gibi düşünmeniz gerekiyor ya da daha elektronik bir enstrüman gibi düşünmeniz gerekiyor. Aslında hayal ettiğiniz şeye göre elemanları farklı farklı kullanabiliyorsunuz.

Biz enstrüman çalarken notalara bakıp çalıyoruz. Sizde nasıl oluyor?
Bizde de aynı aslında. Her şeyin notası var, hepsi kağıtta yazıyor. Bazen provalar da düzenliyoruz. Eğer söz yoksa oraya ne uydurduğun çok önemli. Çünkü uydurduğunuz şey çıkan müziği etkiliyor, vurgu farkı oluyor. O yüzden uydurulan şeyin dikkatli bir şekilde yapılması gerekiyor.

O zaman normal parça bestelemekten daha zor?
Recep Gül: O konuyu bilmiyorum. Ben 17 senedir bu işi yaptığım için alıştım. Refleks haline geldi de diyebilirim. Biz Ali ile 2000 yılında grubu kurduk. O dönemde oldukça ilgi gördü. O sırada Kerem Görsev ile tanıştık, bizi beğendi. Bizimle bir albüm yapmak istedi. 2004’te Boğaziçi’nde okurken albümümüz çıktı. O zamanlarda çok şey öğrendik ama aranjman yapmıyorduk. Tabi bu işi okulu yok. A Capella okulu ya da bölümü hatta dersi bile yok. Ama son 4-5 yıldır ciddi bir ilgi görüyor. Aslında A Capella, Pentatonix, Glee sayesinde daha çok tanındı. Dünyada da A Capella yarışmalarıyla popüler hale geldi.

Şu anda Türkiye’de ne durumda?
İyi olmaya başladı. Mesela 2002’de hiç yoktu. 2004’te Vokaliz popüler hale getirdi. Bizim şu anda sosyal medyada 125 bin takipçimiz var. Youtube 71 bin takipçi, 30 milyon civarı da izlenmemiz var.

İstediğiniz hedef kitleye ulaşabildiniz mi yoksa daha yapmamız gereken şeyler var mı diyor musunuz?
Biz aslında hedef kitlemizi tam olarak tanımıyoruz. İnsanlar da bilmiyorlar, ‘’aaa ne kadar güzel, eğlenceli’’ diye yaklaşıyorlar. Bizim yaptığımız şey aslında şuna benziyor; mesela 70’lerde Türk Pop’u diye bir şey yoktu. Herkes geldi, oluşturdu, bugün de bu noktaya evrildi.

Az olmanız iyi mi kötü mü?
Bazen insanlar ‘’ben tek olmalıyım’’ diyor ama bu böyle olmamalı. Biz bir A Capella grubu dağıldığında üzülüyoruz mesela. Çünkü bize de zararı var. rekabetin artması bizim işimize geliyor ve motive oluyoruz. Bunu biz kendimizi geliştirme fırsatı olarak görüyoruz.

Türkçe ve İngilizce A Capella yapmak farklı mı?
Kesinlikle farklı. Çünkü Türkçe A Capella’da model alacağınız biri yok. Bu yüzden birçok farklı kaynaktan yararlanmaya çalışıyoruz. Aslında yeni bir janra yaratıyoruz. İnsanlar çok alışkın değil. Bizi tam olarak kim takip ediyor bundan da pek emin değiliz ama müzik öğretmenlerinin bizi çok takip ettiklerini biliyoruz. Mesela öğrenciler ‘’öğretmenimiz sizi dinletiyor’’ diye bize yazıyorlar. O çocuklar büyüdüklerinde belki A Capella akademik bir ürün haline gelir. Yabancı repertuvar haricinde bir repertuvar yok, o yüzden biz bir repertuvar yaratmak istiyoruz.

Youtube’da telif sıkıntısı oluyor mu?
Aslında olmuyor. ‘’Sakın bunu bir yerde söylemeyin’’ diyen biri olmadı. İzin almak için ulaşabiliyorsak, izin alabiliyorsak alıyoruz zaten. Zaten biz Youtube’dan da para kazanmıyoruz.

Yani siz bu işi ticaret olarak değil de eğlenmeye yönelik yapıyorsunuz, yanında da para kazanıyorsunuz?
Para kazanmamız gerekiyor, yoksa sürdüremeyiz. Bu işi nefret etmeden yapmaya devam etmemiz gerekiyor. Bu işi nefret etmeden yapmak için de aslında yeteri kadar para kazanmamız gerekiyor. Her işte olduğu gibi para motive oluyor. Söyle demek daha doğru olur; keyif için başladığımız ama profesyonelleşmiş bir grubuz. Başlangıcımız tamamen keyif içindi.

Yurt dışında turne çalışmalarınız var mı?
Tekliflere her zaman açığız. En son Avusturya’da küçük bir festivale davet ettiler, katıldık. Biz çok iş kovalamıyoruz. Bizi bulup davet ediyorlar. Aslında her şeyimizi kendimiz yaptığımız için iş kovalamaya zamanımız kalmıyor. Bütün videolar tamamen kendi prodüksiyonumuz. Her şeyi araştırarak kendimiz öğrendik. Biz elimizdeki şartlar ve kaynaklarla elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Geleneksel medyanın desteği oluyor mu?
Pek olmuyor. Yılda 1-2 kere radyo ya da televizyonda görünürlüğümüz oluyor ama çok majör etkisi olmuyor. Sosyal medya daha çok destekliyor. Geleneksel medya için radyo ve televizyon çalışanlarıyla irtibatta olmanız gerekiyor, işlerinizi gönderiyor olmanız gerekiyor. PR gerekiyor yani. Bizim menajerimiz yok, ama bu bize özgürlük veriyor.

Albüm planınız var mı?
Artık albüm devri kalmadı. Spotify, Youtuıbe, iTunes gibi yerlere yöneldik, müziklerimizi buralarda yayınlıyoruz. Şu anda iTunes’ta değiliz ama bunu planlıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here