Tüm İddiasıyla Tuna Balık&Meze

0
58

Türk insanı, ülkenin üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan mıdır, Karadeniz kıyısından mıdır bilinmez, ezelden beridir denize ve balığa sevdalıdır. Bir balık restoranına gitmeniz ya da lezzetli deniz ürünleri yemeniz için Türkiye’de deniz kenarında yaşamanız gerekmez. Balık her zaman tazedir ve her zaman lezzetlidir bizde.

İnsanımızın bu deniz sevdasından yola çıkarak başkentin göbeğinde kurulu Tuna Balık&Meze de ‘’sadece balık yerim’’ diyenlere karşı tüm deniz ürünlerini sevdirme iddiasında. Bu iddialarını da başarılı bir şekilde gerçekleştiriyorlar. Biz de bunu görünce Tuna Balık&Meze’nin yolunu tuttuk ve restoran sahibi Ceyhan Bağcı ile hem mekan hem de Türkiye’de balıkçılık sektörü ile ilgili konuştuk…

Ceyhan Bey, öncelikle bize Tuna Balık&Meze’den bahsedebilir misiniz?
Tuna Balık&Meze için deniz ürünleri sevenlerin bulabileceği muazzam bir mekan diyebilirim. Aslına baktığınızda balık restoranlarına gelen iki farklı düşüncede insan vardır. Sırf balık sevenler vardır hani, ‘’deniz ürünlerinden sadece balık yerim’’ diyenler…

İşte biz burada böyle düşünenlerin ve böyle söyleyenlerin fikirlerini değiştiriyoruz. Emin olun ‘’sadece balık yerim’’ diyenler, buradan bütün deniz ürünlerine sevdalı olarak çıkıyorsunuz. Bu konuda biz iddialıyız. Gelin, beraber deneyelim diyorum. Bir de ‘’denizden babam çıksa yerim’’ diyenler var. İşte onlar aradıklarını Tuna Balık&Meze’de bulabilirler.

Tuna Balık’ın hedef kitlesi kimlerdir?
Gerçek ve kaliteli hizmet ve lezzet arayan herkes bizim hedef kitlemizdir. Malumunuz Ankara’da deniz yok ama kalite standardı yüksek balık restoranları tabi ki var. Ankara’da yaşayan ve deniz ürünleri seven herkes bizim öncelikli hedef kitlemiz. Sonrasında Ankara dışından gelen misafirler de hedef kitlemizin içine giriyor.

Biz, deniz olmayan bir şehirde, özellikle de İç Anadolu’da bulunan başkentte Boğaz’ın yanında olan restoranlar kadar kaliteli ve lezzetli restoranların olduğunu göstermek istiyoruz. Bu yüzden Tuna Balık&Meze olarak bu konuda canla başla çalışıyoruz.

Siz bir balık restoranı sahibi olarak elbette ki balıkçılık sektörünün de içindesiniz. Sizce üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, ülkemizde balıkçılık sektörünün şu anki durumu nedir?
Araştırmalara bakılırsa ülkemizde kişi başına düşen balık tüketimi 8 kg civarında. Bu veri, 4500 deniz mili kıyı şeridine sahip olan ülkemizde, birçok Avrupa ülkesine göre balık tüketiminin oldukça az olduğunu gösteriyor. Balıkçılık sektörünün gelişmesi için devlet desteği ve sektördeki lider firmaların teşviki yanında tüketicinin de bilinçlendirilmesi gerekiyor. Ama en önemlisi de balıkçılık sektöründen çalışanların bilinçli davranması.

Ülkemizde balık tüketimine baktığımızda genel olarak sezon başlangıç tarihi olan 1 Eylül ve bitiş tarihi olan 1 Mayıs arasında ağırlıklı olarak gerçekleşiyor. Bu Avrupa’da yılın 12 ayına dağılmış durumda. Yaşadığımız güzel ülkeye baktığımızda ilk başta yılın 12 ayı bizim balık tüketmemiz gerekmektedir. Evet, 1 Eylül ve 1 Mayıs tarihleri arasında avlanabiliyoruz ama ‘’akukültür balığı’’ diye adlandırdığımız bir gerçek de var.

Bugün çiftliklerde yetiştirilen bu balıkları gönül rahatlığıyla da tüketmemiz gerekmektedir. Bu hem bizim sağlığımız açısından hem de balıkçılık sektörü açısından olumlu sonuçlar yaratacaktır.

Ülkemizde maalesef kaçak avlanma diye bir gerçek de var. Bundan işini dürüstçe yapan balık restoranları da etkileniyor. Balık yokluğundan da tezgahta el yakan fiyatlar oluyor. Böyle giderse sizce sektörün geleceği ne olur?
Karamsar bir tablo çizmek istemem ama sektörün geleceğini çok da iyi görmüyorum. Baktığınızda balık az çıkıyor. Çünkü hem çevresel faktörlerden hem de kaçak avlanmadan dolayı her geçen gün sayıları da azalıyor. Az çıkınca doğal olarak bu fiyatlara da yansıyor. Buna direnen yerler elbette var. Böyle giderse bizi de tüketiciyi de zor günler bekliyor.

Her balık mevsiminde yenir ama sizin gönlünüze taht kurmuş balık hangisi?
Birinci sırada her zaman lüfer vardır. Ama şu anda her istediğinizde de bulamıyorsunuz lüferi. Sonrasında kalkan gelir. O da çok az çıkıyor, her yerde bulunmuyor maalesef. Üçüncü balık da mevsimine göre değişiklik gösterir elbette. Hele de deniz iyice soğuduktan sonra yenilen hamsinin tadı hiçbirinde yok. Sezonun ilk palamudu da öyle. Sonra Haziran’da yenen sardalya ızgara var. Bu böyle uzar gider. Aslında gerçekten her mevsimde yenmesi gereken balık farklıdır. Her şeyi mevsimine yemek gerek.

Karadeniz hamsisi mi, Marmara hamsisi mi? Hangisi makbul?
Tabi ki Karadeniz hamsisi daha iyi. Karadeniz suyunun, deniz ve hava sıcaklığının, tuz oranının, beslenme olanaklarının epey etkisi var. Karadeniz hamsinin üreme bölgesi. Orada yağlanır, yağlanan hayvan da lezzetlidir. Karadeniz hamsisi küçük olur. Küçük hamsi de makbuldür. Büyüdükçe tadı yavanlaşır.

Peki, balıktan sonra hangi tatlı yenmeli?
Bu aslında balık mevsimine göre yenmeli gibi bir şey. Balık yedikten sonra hangi tatlı yeneceği kişinin kendisine bağlıdır. Kimi sufle de isteyebiliyor kimi tatlı yemek bile istemiyor. Ama balık yedikten sonra en çok giden fırında helva. Kaymaklı ayva tatlısı, kabak tatlısı da rağbet görür.

Evde balık yapanlar için lezzetli balık yemenin püf noktaları nelerdir?
Evde balık yapmak aslında zahmetli bir iştir. Evde yapmak isteyenler için birkaç püf nokta verebilirim. Öncelikle balığın lezzetini almak için mevsiminde yemeniz gerekiyor. Balığı kılçığıyla pişirin. Kılçıkla pişen balık daha lezzetli olur. Balığın eti çok narindir. Bu yüzden denizden çıkan balığın pişerken dağılmaması için 4-5 saat dinlenmesi gerekir.

Kendiniz de balık tutsanız onu hemen pişirmeyin derim ben. Balığı ızgara olarak tercih etmek her zaman daha kaliteli bir yemek sağlar size. Izgara hem sağlık hem de lezzet açısından en uygun pişirme yöntemidir. Son olarak balığı usta ellerden çıkan kaliteli mekanlarda yerseniz tadına doyamayacağınız bir lezzet yakalamış olursunuz 🙂

Balık yemek deyince bugün aklımıza balıkçı, meyhane ya da balık restoranı geliyor. Buralarda balık deneyimi nasıl oluyor?
Bir balıkçının, meyhanenin ve balık restoranının size sunduğu içerik, amaç ve konsept birbirinden çok çok farklı. Size sunabilecekleri şeyler çok farklı.

Balıkçı, bir balık restoranı olmadığı gibi farklı içecekler sunarak balık restoranı olamaz. Ama maalesef günümüzde böyle bir hal aldı. Balık restoranı ile meyhane de çok karıştırılan kavramlar bir de. Meyhane bir balık restoranı olmadığı gibi balık restoranları da bir meyhane değildir. Balıkçı, adı üzerinde balıkçıdır. Avdan elde ettiği balığı satar. Eğer ki bir yemek hizmeti de veriyorsa, elinde bulunan seçenekleri en sade ve lezzetli bir şekilde size sunar.

Meyhane, Farsça’dan gelir. Şarap ve hane kelimelerinin birleşimidir. Sunulan mezeler ve diğer sıcak ve soğuk atıştırmalıkların hepsi içeceğinizin yanında gidecek şekildedir. Meyhanede de balık servisi olur ve bir balıkçıdan daha fazla sunduğu bir şey yoktur. O da elindekileri en güzel şekilde size sunar.

Balık restoranında ise yemek başka bir boyut kazanıyor. Bir balık restoranına gittiğinizde beklentinizi yüksek tutmalısınız. Çünkü balık restoranında öncelikle bir uzmanlık olmalıdır. Şef ‘’ben bu balık konusunda uzmanım’’ diyebilmeli. Uzmanlık dışında sunduğu atıştırmalıklar, ara sıcaklar ve diğer ana yemekler de belli bir bilgi dahilinde olmalıdır.

Bir balıkçıda ya da meyhanede yiyeceğiniz kalamar, hamsi tava, ahtapot ızgara, ızgara levrek, güveçte karides ya da mezeler hiçbir zaman bir balık restoranında yediğinizle aynı olmayacaktır. Balık restoranında özgün ve güzel lezzetler yaratmak işin püf noktasıdır. Yemeğin lezzeti kadar sunumu da önemlidir. Özgün ve güzel yemek yaratmak zaman alsa da aldığınız o keyfi kolay kolay bir yerde bulamazsınız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here