KAPAK RÖPORTAJI | Hayat Dolu, Eğlenceli, Marjinal: BURAK KOCAMANGİL

0
539

Burak Kocamangil, Ankaralı bir genç girişimci. Otomotiv, elektronik ithalatı başta olmak üzere birçok farklı alanda ciddi yatırımları var. Lakin bu röportaj Burak Kocamangil’in profesyonel hayatı hakkında değil… O, 40 yaşında, kelimenin tam anlamıyla yerinde duramayan, matematik şampiyonu, haylaz bir macera tutkunu.

Neden mi haylaz? Çünkü hiçbir standart adam, hali vakti yerindeyken otomobil yarışçısı olmaz. Ya da kimse durup dururken dünyanın farklı denizlerinde derin dalış yapmaz. Veyahut işler güçler yerindeyken kalkıp paraşütle atlamaz. Evet, biliyoruz bunları yapan tiplerden kolay kolay bulunmuyor. En azından bizim coğrafyada yok. Varsa da benim haberim yok…

Sevgili Ankara Life Dergisi okurları, benim dergim diye demiyorum ama bizim yazı işleri servisinin orijinal simaları bulmakta üzerine yok. Nerede marjinal biri olsa bakıyorum bizim dergide. Bizimkiler yine yapmış yapacağını ve 20 senelik yayın hayatımız boyunca 10 parmağında onlarca marifet bulunan en nadide Ankaralılardan birini çıkarmış karşımıza. Kimden mi bahsediyoruz? Tabi ki Burak Kocamangil…

Burak Kocamangil, doğma büyüme Ankaralı. Birçok farklı alanda faaliyet gösteren bir şirketler grubunun patron koltuğunda oturuyor. Satranç uzmanı ve matematik şampiyonu. Kuantum fiziğiyle bir hayli haşır neşir. Profesör Nash, Niels Bohr ve Leonard Susskind hayranı. Bu öyle bir hayranlık ki ofisinde Atatürk’ü saymazsak bu üç efsane ismin karakalem portreleri var. Aynı zamanda da adrenalin tutkunu. Motor sporlarıyla ilgileniyor. Bu alanda şampiyonlukları var. Zaten ileri sürüş teknikleri uzmanı. Türkiye’de birçok korumaya ileri sürüş eğitimi vermiş. Bu alanda hatırı sayılır bir isim yani.

Hala röportaja giremedik biliyorum, ama daha var! Derin deniz dalışçısı ve paraşütçü. Yerde, gökte ve denizde oldukça faal anlayacağınız. Zaten TÜBİTAK’ın seçtiği ‘harika’ çocuklardan… Biz de Ankara Life Dergisi olarak Burak Kocamangil’in kapısını çaldık. Via Flat Yaşam Sokağı’ndaki Dolce Vita’da buluştuk ve başladık sohbete…

Bu kadar faal sosyal ve spor yaşamından çalışmaya vakit kalıyor mu?
Çalışmak ya da çalışmamaktan daha önemli bir şey varsa o da verimli çalışıp çalışamadığın. Bizim grupta da durum böyle. Hatta manifestomuz bu. İyi bir planlama ve doğru çalışma arkadaşlarıyla elde edemeyeceğiniz hiçbir başarı yok.

Sence de doğru insanı bulmak çok zor değil mi?
Hayatta ne kolay ki bu olsun Sertaç. Benim şirkette bir felsefem var. Kendim yetiştirmediğim hiçbir çalışma arkadaşıma yetki vermiyorum. Bu sayede de işler kusursuz ve düzenli yürüyor. Hal böyle olunca da yeni gelen arkadaşları da benim yetiştirip yetkilendirdiğim isimler şekillendiriyor.

Haliyle sana da kendine ayıracak zaman kalıyor…
Sertaç, şöyle bir algı olmasın. Ben işi gücü bırakıp dünyayı gezen biri değilim. Tam tersine nereye gidersem gideyim ofisten ve işten kopamayan bir işkoliğim! Benim yaptığım: iş zamanı çalışıp, eğlenme zamanı eğlenmek. Bana genelde ‘Burak Bey, boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?’ diye soruyorlar. Ben de haliyle ‘’boş zamanım yok ki…’’ diyorum. Sonra beni yarışlarda, dalışta görünce bana kızıyorlar. İyi de insanların hobilerini boş zamanlarında yapmaları kadar yanlış bir şey olamaz. Sonra ‘’neden erken yaşlandım, neden çabuk çöktüm!’’ Hayatını mesai doldurarak geçirdiğin için güzel kardeşim! Spor yapmak için, gezmek için ya da hobi sahibi olmak için paraya ihtiyacın yok ki. İhtiyacın olan geniş bir bakış açısı ve yaşama sevinci…

Bilge olmak için mi Ferrari’ni sattın?
Otomobilleri çok seviyorum, motor sporları bağımlısıyım. Lakin hayattan asıl beklediğim Ferrari değildi.

“Mühim Olan Neyle Değil Nereye ve Kiminle Gittiğin”

Bunun için mi Ferrari’ni sattın?
Aslına bakarsan yeni modelini almak için sattım bir de yere çok yakındı, altını vuruyordu.

Bir insan nasıl hem Ferrari kullanıp hem de hayattan bu kadar keyif alabilir ki?
Kapitalist hayata bağımlı olmayıp onun nimetlerinden faydalanmayı tercih edersen hayattan zevk alabilirsin. Neden yalan söyleyeyim; Ferrari’ye de binerim, Mısır’a dalmaya da giderim. Mühim olan neyle gittiğin değil, nereye gittiğin…

Sen nereye gidiyorsun?
Sıklıkla kendimi bulmaya. Sanırım adrenalin hormonunun içinde bende eksik olan bir madde var. Zira onu her hissettiğimde ‘Tanrım, işte budur!’ diyorum ve kendimde yeni bir şeyi daha keşfediyorum.

Nedense seni tanıyanlar kalabalık ve popüler ortamları tercih edeceğini düşünüyor…
Tam tersi aslına bakarsan. Dalmaya dahi gitsem en fazla birkaç kişilik grupları tercih ediyorum. Başka türlü kendimi dinleyemiyorum. O yüzden insan en çok kendini tenhada dinliyor.

Favori spor dalın nedir?
Kesinlikle otomobil yarışları, doğuştan bu konuda bir yeteneğim olduğunu düşünüyorum.

Neden?
İnsanların, dünyanın ve sorunların ne kadar küçük olduğunu kafanızda bir kask varken ve tamamen yalnızken, üstelik bazen hayatınız veya sağlığınız pahasına, nasıl büyüyebildiğini ise atladıktan sonra görebiliyorsun…

“Salaş Mekanları Çok Severim”

Seni bu şehirde çeken nedir?
Ben sakinliği, düzeni ve sadakati seviyorum. Ama İstanbul hayranlığım her geçen gün biraz daha artıyor.

Başka şehirlerde bu yok mu?
Şehir büyüdükçe hayat küçülüyor. Hayat küçüldükçe de insanlar… Ben insanların o hallerini görmeyi sevmiyorum. O yüzden de Ankara tam bana göre bir şehir.

Ankara’da en çok nerelere gidiyorsun?
Salaş mekanları çok severim. Eski Yeşilçam filmlerindeki kenar mahalle adreslerini mesela. Bana daha sıcak ve samimi geliyor. İşportacılarla sohbet etmek en büyük zevkim mesela. Hatta sıklıkla Konur Sokak’ta alışveriş yapardım. En azından zabıtalar gelene kadar! Bunun haricinde Louise’i çok severim. Beşiktaş’taki pubları anımsatıyor bana. Tam bir deniz ürünleri delisiyim. Trilye ve SUR Balık favorimdir. Anadolu mutfağının yeri bende ayrıdır. Sinpaş Altın Oran’daki Home Kitchen’ın sıkı müdavimiyimdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here