Başarılara Doymayan Bir Televizyoncu: Aslı Şafak

0
1175

“On parmağında on marifet” diye bir söz vardır, işte bunun tam karşılığı Aslı Şafak. Türk kadınının bir başarı öyküsü aslında… Bloomberg HT’de ekonomi haberlerini ondan öğreniyoruz, yine Bloomberg HT Radyo’da ekonominin sesi oluyor, bu arada boş durmayıp kitaplar yazıyor, TEDX’deki konuşmalarını milyonlar izliyor, üniversitede ders veriyor, yılın en başarılı kadını olarak ödül üstüne ödül alıyor… Biz bunları yazarken yoruluyoruz ama o yorulmuyor ve bize de bu temponun içinde zaman ayıran ekonominin gülen yüzü Aslı Şafak, Ankara Life dergisinin sorularını içtenlikle yanıtlıyor…

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Kendinden bahsetmek tuhaf geliyor, ama kendim deyince de aklıma ilk olarak iyimserliğim, ikinci de huysuzluğum geliyor. Bu, bugünün dünyasına göre tanımlanan bir huysuzluk. Yani titiz olmak, dakik olmak, işini iyi yapmak için çabalamak ve çevremde olup bitenleri sorgulamak. “Adaaaam sen de” dememek. Bir çalışan, bir dost, bir vatandaş olarak bu sıfatların yüklediklerini yerine getirmeye çalışmak. Eskiden buna huysuzluk denmezdi, şimdi deniyor. Şaşırmayı seviyorum yani. Hala olanlara şaşırarak bakıyorum ve kanıksamayı reddediyorum. Bu da beni canlı ve ateşli tutuyor. Ama bu soru, ailem ve okuduğum okullar üzerineyse şöyle diyebilirim: Ebeveynlerini küçük yaşlardan itibaren kaybetmeye başlamış ve kaybetme eylemini artık sonlandırdığını uman iyimser bir faniyim.

Birçok alanda başarılı bir kadın olarak karşımıza çıkıyorsunuz. Bunun sırrı nedir ve bu tempoya nasıl yetişiyorsunuz?
Herkes gibi sadece. Kendimi gerçekleştirme gayreti diyelim. Hep hayallerim vardı. Hayat ve çevremdekiler bu hayallerimi gerçekleştirmek için bilerek veya bilmeyerek yardımcı olduklarında nasıl “hayır” diyebilirdim ki? İstediklerim teker teker önüme geldiğinde, “kusura bakmayın vaktim yok” diyemezdim. O zaman geriye bir tek seçenek kalıyordu, zamanını doğru yönetmek. Televizyon ve radyo yayınlarını yaparken, okulda ders vermek, kitap yazmak, konuşmalar yapmak ve özel hayatına vakit ayırmak. Hepsi iyi planlanmış bir ajanda içinde tıkır tıkır yürüyor. Hayatı basit, pratik yaşamak da buna yardımcı oluyor.

Bloomberg HT’de ekonomi programına nasıl başladınız, gazetecilikten TV’ye geçtiniz ve ekranların sevilen yüzü oldunuz bu nasıl bir duygu?
Mülkiye’nin Ekonomi Bölümü’nden mezunum. Okurken çalışmaya başladım. İlk çalıştığım yer Tercüman Gazetesi’dir. Sonrasında TRT’ye girdim. TRT’de uzun yıllar muhabirlik ve program sunuculuğu yaptım. Eşimin işi nedeniyle 2003 yılında Londra’ya taşındım ve 7 yıl orada yaşadım. Orada yaşarken 2010’un Ocak ayında telefonum çaldı, Bloomberg HT kanalının kurulduğu ve bir Londra Temsilcisi aradıkları haberi geldi. Kabul ettim. Londra’dan her gün 2 kere İstanbul’a bağlantı yapıyor, finansal piyasaların durumunu aktarıyordum.

Bunu eğlenceli yapma tarzım yöneticilerin dikkatini çekti ve 2 ay sonra İstanbul’a gelmemi istediler. Geldim. İyi ki de gelmişim. Çok az kişiye nasip olan, ekranda kendi gibi davranabilme özgürlüğü verildi. Ben de bu özgürlüğü, ekonominin sevilebilecek bir şey olduğunu anlatmaya çalışarak kullandım. Çok korkulan ekonomi jargonunda yeni kelimeler kullandım. Asık suratlı ekonomik verileri eğlenerek anlattım. Grafikleri kahve falı bakar gibi yorumladım. Bu tarz başta yadırgandıysa da sonraları kendi kitlesini yarattı. Burada yöneticilerime ve çalışma arkadaşlarıma teşekkür etmem gerekiyor, zira onlar arkamda durmasaydı bu gerçekleşemezdi.

İngiliz Xsights şirketi tarafından yapılan araştırmada Marketing Türkiye tarafından ekonomi alanında en iyi kadın gazeteci seçildiniz, bu başarının sırrı nedir ve bu ödülü aldığınızda neler hissettiniz?
Her ne kadar ekrandan özgüveni yüksek biri gibi görünsem de, onaylanmaya bayılıyorum. Ödüller de onaylanmanın en havalı yolu. Hele de halk oylaması sonucu veriliyorsa tadından yenmiyor. Eğer bu bir başarıysa sırrı var mı bilmiyorum. Belki çok çalışmak, belki her gün aynı şevkle sıfırdan başlayarak çalışmak, belki severek ve eğlenerek çalışmak. Yani çalışmak, çalışmak, çalışmak. Bir de beyaz yakalıların kanalı gibi duran bir ekonomi kanalında, halkın her katmanına inebilmek için çabalamak. Bir ödül, halkın oyuyla geliyorsa bunu yapmaya başlamışsınız demektir. Ödülü duyduğumda havalara uçtum. Bana “Aferin” diyecek bir ailem yok. Kendime kendime dedim ki: “Aferin kızım, doğru bildiğin yolda yürümeye devam.”

Mizahi bir üslupla hazırladığınız “Bana Bana Hep Bana” isimli kitabınız da büyük ilgi gördü, baskı üstüne baskı yaptı, peki kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Kitap yazmak hayalimdi. Fakat bir türlü disipline olamıyordum. Tam arkadaşlarıma bunu anlatırken, Facebook’tan bir mesaj geldi. Büyükada Yayıncılık’tan Viktor Penso, yıllardır ekranda izlediğini ve bir kitap çalışması yapmak istediğini anlatıyordu. Kendisini tanımıyordum ama bunu bir işaret olarak kabul ettim. Birlikte yola çıktık. ‘’Bana Bana Hep Bana’’, memleket insanının faydacı tavrını mizahi bir dille anlatıyor. Kitap hayatımıza sızan şarkılarla yazıldı. Çok kısa sürede sevildi. Şimdi ikincisini yazmaya başladım. Bu da sürprizlerle geliyor.

Ödüllere doymayan, oradan oraya yetişmeye çalışan başarılı ve örnek bir kadın olarak gelecek planlarınız nedir?
Ne hayalim, ne de planım biter. Daha yolun başındayım. Öğrenecek çok şey, yenilecek çok fırın ekmek, aşılacak çok yol var. Mesela daha çok kitap yazılacak. Televizyonla ilgili yeni program hayallerim var. Bir de hayata geçirmeyi çok istediğim bir sosyal sorumluluk projesi var. Kimsesiz çocuklar, yaşlılar ve sokak hayvanlarının birlikte, birbirinden sorumlu olarak yaşayabileceği bir köy hayalim. Uzakta da olsa, hepimizin gideceği ve göreceği bir köy. Çocukların mutlulukla yeniden doğabileceği, yaşlıların mutlu ölebileceği bir köy. Mutlu doğmak ve mutlu ölmek en temel insanlık hakkı kanımca. Sokakta yaşayan çocuklar ise, en büyük insanlık ayıbı. Yazar Nakamura Fuminori’nin ‘’Hırsız’’ kitabında belirttiği gibi; dünyada açlık çeken tek bir çocuk bile olduğu müddetçe, her türlü servet çalıntıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here