Yabancı Dil Konuşma İsteği % 95, Sonuç %5…

0
269

AB ülkelerinde en az bir yabancı dili iyi derecede konuşma oranı %50’lerin üzerinde iken, Türkiye’de oran %5’lerde. Oysa “İngilizce öğrenmek istiyor musunuz?” sorusuna toplumumuzun yüzde 95’i “Evet” cevabı veriyor. İnsanlarımızda, yabancı dil konuşmak üzere çok yüksek oranda talep ve istek varken, dil bilme oranında Avrupa’nın en düşük ülkesi olmamız çok düşündürücü olmakla birlikte, nedenleri de irdelenmesi gereken bir konudur.

Yabancı dil öğrenirken sizin kim olduğunuzu tespit etmek neden mühim?
Howard Gardner ‘Çoklu Zeka Kuramı’nı ortaya atmadan önce insanların zeki olup olmadığı, matematik geometri ve mantık sorularında oluşan IQ testlerine göre belirlenmekteydi. Fakat sayısal zekaya sahip olmayan bireyler, bu test tarafından ‘düşük zeka’ olarak adlandırılmaktaydı. Howard Gardner’ın teorisine göre sekiz “Zeka Tipi” belirlenmiş olup dokuzuncu zeka tipi üzerine de çalışmalar yürütülmektedir. Bu zeka tipleri “Sözel-Dilsel, Sayısal-Mantıksal, Görsel-Uzamsal, Bedensel-Kinestetik, Ritmik, Doğacı, İçsel ve Sosyal Zeka” şeklinde sıralanabilir. Bunlara ek olarak üzerinde hala çalışmalar yürütülen “Varoluşsal – Felsefi Zeka” tipi de bulunmaktadır. Dolayısıyla, bir sınıf ortamında standart bir müfredat eşliğinde bir yabancı dilin öğrenilemeyeceği aşikardır. Profesyonel bir demo programıyla, sizin yabancı dilde kim olduğunuzu anlayarak, yabancı dil eğitiminize başlamak en sağlıklı yöntemdir.

Yabancı dili öğrenme amacımızı doğru tespit etmek
Yabancı dili nasıl kullanacaksak aynı şekilde öğrenmeliyiz. Yabancı dili sadece çeviri yapmak veya bazı metinleri anlamak için öğreniyorsak, çeviri-gramer ve okuma çalışmaları daha isabetli olacaktır. Ancak bir yabancı dili konuşmak ve bu dilde konuşulanlara cevap verebilmek istiyorsak, dili konuşarak öğrenmek zorundayız. Bu bağlamda dört beceriyi geliştiren her türlü unsur faydalı olacaktır. Bizde maalesef derslerde dil bilgisel unsurlar kağıt üzerinde öğretilir, ancak bu bilgi kullanıma dönüştürülemez. Dil bir konuşma aracı ise, asıl hedef o dili konuşabilmek olmalı ve tüm çabalar bu hedefe odaklanmalıdır.

Mesele öğrenmek istediğimiz yabancı dli yaşam tarzı haline getirmektir
“Communicative metod” – iletişimci yaklaşım- ve “lifelong learning” -yaşam boyu öğrenme- kavramları başarılı bir eğitim sistemi için şarttır. İngilizce öğrenmenin bir kültür öğrenmek ile eşdeğer olduğu ve ancak ortam yaratılırsa öğrenilebileceği bilinciyle, öğrencilere sınıf ortamında kaliteli bir dil eğitimi vermenin yanı sıra, sosyal, sportif ve kültürel faaliyetler aracılığıyla da öğrencilerin İngilizce pratik yapmalarına olanak sağlanmalıdır. Öğrenciden yabancı dilde ne yapmasını bekliyorsak, bu beklentilerimizi sınıf ortamında uygulayarak onlara göstermeli ve öğretmeliyiz. Örneğin; bir restoranda sipariş vermesini veya bir e-mail yazmasını istiyorsak, bu etkinliği mutlaka sınıfta yapmamız ve yaptırmamız şarttır.

Yabancı dil eğitiminde, yoğun gramer (dil bilgisi) eğitimleri neden veriliyor?
Avrupa ülkeleri yıllar öncesi konuşma ağırlıklı, iletişim esaslı dil öğretme sistemini esas alırken, ülkemizde hala “gramer” tabanlı dil eğitimi veriliyor. Müfredatlar çok fazla bilimsel araştırmaya dayanarak ve profesyonel biçimde şekillendirilmiyor, maalesef. Takip edilecek olan bir kitabın ve standart bir müfredatın varlığı hem eğitimciler hem de öğrencilerimiz için daha sistemli gidildiğini düşündürmesi çoğumuzun yanlış yönlendirilmesine sebep oluyor. Oysa ki dil öğrenimi bir süreçtir ve bu süreçte öğrenci doğru gözlemlenip programı sürekli revize edilmelidir. Ülkemizdeki çoğu dil öğretmeninin dahi o dili konuşamadığını göz önünde bulunduracak olursak, gramer derslerinin neden bu kadar ağırlıkta olduğunu da daha net bir şekilde anlayabiliriz. Bu işin böyle olmaması gerektiği birçok bilimsel makalede de kaleme alınmıştır. Bunların başında Rod Ellis ismindeki ünlü dil edinim profesörü gelmektedir. Dengeli bir müfredat sadece kelime ve gramer değil dört beceriyi birlikte öğretmeli ve öğrenme sadece sınıfla sınırlı kalmamalıdır. Anlamamız gereken şudur ki, öğrendiğimizi düşünüp, aktif bir şekilde kullanamadığımız gramer bilgisi çöp bilgidir ve gereksizdir.

Yabancı dil bir yetenek mi?
En çok sorulan sorulardan biri de bu. Evet, dil konusunda yetenek kabul edilebilir bir gerçektir. Bu yetenek telaffuzunuzu, öğrenme hızınızı ve yaşam tarzı haline çevirmenizi kolaylaştırır. Fakat şunun altını çizmeliyiz ki yeteneği olmayan birçok insanın yeteneği olanlara göre belki daha uzun sürede çok daha iyi yabancı dili kullanabildiklerini de gözlemlemekteyiz. Yabancı dil yeteneği hiç olmayan birisi için düşünecek olursak heves, istek ve odaklanmanın yetenekle aynı düzeyde kişiye yardımcı olabileceğini de söyleyebiliriz. Sonuç olarak, dil yeteneği olmayan birinin dili öğrenememesi veya konuşamaması gibi bir durum söz konusu değildir.

Yabancı dil öğrenildikten sonra neden körelir? Körelmemesi için ne yapılmalı?

Araştırmalara göre, dünyada 189 ülke vatandaşı 6 milyar insan tarafından, 6-7 bin arası dil konuşuluyor ve bu dillerin her biri devamlı gelişmeye ve değişmeye devam ediyor. Burdan anlayabiliriz ki, dil yaşayan bir canlıdır.

İngilizcede “Use it, or lose it” diye bir tabir vardır: Bir bilgi veya beceriyi kullanırsanız, o sizindir yoksa onu kaybedersiniz anlamına gelir. O yüzden dili öğrenmek yetmiyor, kendimize kullanım alanları bulmak ve bilgi ve becerilerimizi aktif tutup daha da geliştirmek zorundayız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here