Sahnelerin Peri Kızı: DİLARA KARACA

0
605

O sahnelerin peri kızı ve eline sihirli değneği mikrofonu alınca kendini bambaşka bir dünyada hissederken bizi de kendine hayran bırakıyor. Su gibi akıcı konuşmasının yanında güzel gözleriyle de sizi etkisi altına alıyor. Enerjisi ve ışığı sahneden indikten sonra bile sönmüyor. Onunla konuşurken karşınızda efsunlu, doğaüstü bir ülkeden ya da masallardan dünyamıza gelmiş bir kız gördüğünüze inanıyorsunuz. Kimi zaman televizyonda bizi ekrana kilitliyor kimi zaman da radyoda seyahatlerimize eşlik ediyor. Güzelliği, ışığı ve tüm samimiyetiyle sizi kendine hayran bırakan bu peri kızı mesleğiyle ilgili her şeyi tüm ayrıntılarıyla sizler için anlattı…

Dilara, mesleğe nasıl başladın?

İlkokul çağlarımda, henüz spikerlik mesleği çok da revaçta değilken, benim gibi mini mini arkadaşlarım doktor, öğretmen, oyuncu, şarkıcı hatta kızların çoğu dansöz olacağım derken 🙂 ben içgüdüsel bir şekilde spiker olacağım derdim. Hepimiz çocukluğumuzda aynanın karşısında elimizde parfüm şişeleriyle şarkılar söylemişizdir. Ben elime parfüm şişelerini alıp o yaşlarda aynanın karşısında gazete, dergi okurdum. Okullarda da özel günlerde mikrofonu kimseye kaptırmazdım. Üniversite tercihimi Radyo-Televizyon Bölümü’nden yana kullanmadım. Çünkü çoğu ailenin, çocuğunu daha garantili, iş bulma olasılığı daha yüksek bir meslek edinmesi gayesiyle başka bölümlere yönlendirmesi durumunu ben de yaşadım. Böylece Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı’ndan mezun oldum. Ama aşk bir kere düşünce bir kalbe, bir daha çıkması zor oluyor. Ve karşı konulamaz bir şekilde sürüklüyor sizi ardından. Ben de ne olursa olsun mikrofonun peşinden gittim hep. Okuldan mezun olduktan sonra Hakan Öztürk, Burak Törün, Bülent Ay, Rüştü Asyalı gibi kıymetli hocalardan eğitim aldım. İşi erbaplarından öğrendim. Hala da öğrenmeye devam ediyorum çünkü öğrenmenin sonu yok.

Sahneye ilk çıkışını hatırlıyor musun?

İlkler hiç unutulmaz ki… Sahneye topuğumu ilk vurduğumda, mikrofon masalımın başlangıcındaki o ilk heyecanı hiç unutmadım hiç de kaybetmedim. Küçücük izleyici kitleleriyle başladığım bu yolculuk, yıllar içerisinde kendini büyük kalabalıklara bıraktığından bu yana benim bir tarafım hala hep o ilk sunuşunu yapan kızın heyecanını taşır. İşin mutfağından gelmiş olmayı çok önemsiyorum. Merdivenleri ağır ağır, sindire sindire çıkıyorum.
İlk sunumum; bir engelli derneğinin gecesi içindi. Hem ilk olması hem de bir hayır işi olması açısından benim için çok anlamlıydı. Şimdi o ilk sunumlarımı izlediğimde yüzüme oturan kocaman bir gülümseme ile diyorum ki; insanın kendisiyle yarışması ne güzel…

Yıllar içerisinde sahnelerin aranan yüzü oldunuz. Bunu nasıl başardınız?

Radyo ve televizyon dışında sahne sunuculuğu diye ayrılan bir dal olduğunu düşünüyorum bizim meslekte. Hiçbir radyo ve televizyon programında görmediğimiz ama sahne sunumunda çok başarılı olan sunucu arkadaşlarım var. Ben mikrofonu her mecrada sevdiğim için mesleğim ile ilgili her alanın içinde olmak beni bütünlüyor. Radyo, televizyon ve sahne; benim hiçbir parçasından vazgeçemeyeceğim bir bütün. Sahneden bahsedersek; bir balerinin dans ederken dünyadan soyutlanıp oraya, o zamana aitmiş gibi hissetmesi ile aynı şey. Sahnedeyken dünyam orası oluyor. Sesleri, ışıkları içimde hissediyorum. Seyirciden aldığım enerji beni besliyor, kanatlandırıyor. Tabi ne sunumunda olduğunun da önemi var. Bir kongre, konferans ya da protokol sunumu ile bir konser sunumu arasındaki fark gibi. Protokol sunumundaki gerektiği kadar ciddiyeti ve resmiyeti de, konser sunumundaki doğal akışı ve seyirciyle sinerji oluşturmayı da çok seviyorum.

Mezun olduğun bölümün mesleğine katkısı oldu mu?

Olmaz mı… Her şeyde bir hayır olduğuna inanmışımdır hep. Okulum mesleğime büyük bir katkı sağladı ve sunumlarıma İngilizce ile Fransızcayı dahil ettim. Şu an birçok yabancı şirketin Türkiye’deki sunumlarını yapıyorum. Ayrıca dünya çapında, Türkiye’de bakanlıklar, üniversiteler, çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen kongrelerin de yabancı dilde sunuculuğunu üstleniyorum.

Televizyon programlarından bahsedelim mi?

İlk göz ağrım, ilk televizyon programım; ‘’Güzel Ülkemin Güzel İnsanları’’ idi. Televizyona geçtiğimde yapmak istediğim ilk projeydi. Her türlü fikri bana aitti. Delice sevdiğim güzel ülkemin büyük işler başarmış, koca yürekli, örnek insanlarını, ama bilinmemişlerini, duyulmamışlarını anlatmak istedim. Nasip oldu. Gözyaşlarıma hakim olamadığım bir bölümün konusu mesela hiç çocuğu olamayacak bir çiftin evlat edinmesi ve “evlat edinmek bir doğum şeklidir ve yüksek sesle konuşulmalıdır” sloganı ile bir blog oluşturup bunu haykırmaları, böylece birçok çocuğu ailesine kavuşturmalarıydı. 86 yaşında hala maraton koşan şampiyonumuzun öğütleri, biri doğuştan diğeri sonradan görme engelli olan bir çiftin mutluluğu, Ali abinin hiç görmediği notalarla yaptığı besteler hala kulaklarımda…
Araba tamirciliğinden Arjantin’de tango ödüllerine kadar uzanan bir başarı öyküsü ile, ilkokul mezunu bir köy kızının imkansızlıklar nedeniyle saçından fırça yaparak hayat verdiği tuvaller pek çok kişiye ilham oldu.
“Güzel Ülkemin Güzel İnsanları’’ benim için anlamını hiçbir zaman yitirmeyecek.

Şimdi ne yapıyorsun?
Şu an ‘’Kültür Kervanı’’ programını sunuyorum. Adından da anlaşılacağı gibi program da kültür taşıyoruz. Kültürümüzün kervanını Türkiye’nin her yerine yürütüyoruz. Yörük şenliklerine katılıyoruz. ‘’Kültür Kervanı’’ bana değişik bir enerji kattı. Ülkemin samimi insanlarına bayılıyorum. “Bizim kız” oluyorum gittiğim her memlekette. Yediriyorlar, içiriyorlar, hediyesiz yollamıyorlar. Hepsinin bir hikayesi var ve ben hayatıma yeni hikayeler katmayı çok seviyorum. Benim hikayem de onlarınkine karışıyor. Farklı tatlar keşfediyorum zengin mutfağımızdan. Programda yöresel kıyafetler giyiyorum ve hepsini zevkle taşıyorum.
Bu işlerde ekip çok önemli. Çalıştığın insanlar ile oluşan sinerji programa yansıyor. Bu anlamda çok şanslıyım.
‘’Kültür Kervanı’’ bana bir de ‘’Yılın En İyi Kültür Sanat Program Sunucusu’’ ödülünü getirdi.

Peki, radyo programı?

Radyo hayatım, önünden geçerken önümü iliklediğim, bence bu mesleğin en iyi okulu olan TRT’de başladı. ‘’Günaydın Ankara’’ programı ile. Radyo bambaşka bir dünya. Sınava giderken arabada seni dinleyen bir öğrenciye söylediğin bir cümlenin ona ilham vermesi olasılığını düşünerek bile saatlerce stüdyoya kapatabilirim kendimi. Şarkılarından, günün konusuna, konuğuna kadar sana teslim edilmiş bir dünyadır orası. Ve o dünyada kendi samimiyetini TRT disipliniyle dinleyiciye iletebilmek esastır. ‘’Günaydın Ankara’’ da geçen yıl  bana ‘’Yılın En İyi Çıkış Yapan Radyo Spikeri’’ ödülünü getirmişti.

Başarıya doymuyorsun Bu kadar başarının arasında aşık olduğun mesleğin sana neler kattı?

Öncelikle hayalimi gerçeğe dönüştürebilmenin mutluluğunu kattı. Az önce bahsettiğim gibi hayatıma bir sürü hikaye kattı. Farklı alanlara dair de birçok şey öğrendim, öğreniyorum sunumlarımı yaparken. Daha önce duymadığım ‘’Dünya Meyve Suyu Günü’’nü sundum mesela. Ya da’’ Bilinen Yumurtanın Bilinmeyen Gerçekleri’’ konferansında yumurta hakkında bilmediklerimi öğrendim. Ayrıca ülkemi karış karış gezme imkanı buluyorum ve gezdikçe daha da hayran oluyorum.

Senin kendine özgü, doğal bir tarzın var. Enerjine hayran kaldım ve kesinlikle seni sevilen bir sunucu yapan faktörlerden biri bu doğallığın

Çok teşekkür ederim. Sevginin enerjisinin karşılıklı olduğu zaman yükseldiğini düşünüyorum. Öncelikle insanları çok seviyorum. Her yaştan, her meslekten, her kültürden… Bir de içinde bulunduğum işe ait olmayı seviyorum. Ait hissettiğin yerde doğal oluyorsun, sen oluyorsun. ‘’Kültür Kervanı’’nda yörük kızı oluyorum, konserlerde kendimi tutamayıp sahnede roman oynadığım oluyor. Genellikle şaşırıyorlar ve “bir gün sizi şalvarlar ile keşkek kazanına kepçe daldırırken görüyoruz, bir gün etek ceketin ciddiyeti ile. Bu hızlı geçişler birbirine karışmıyor mu?”diye soruyorlar. Sanırım cevabı bulunduğun kabın şeklini alırken doğallığını koruyabilmekte. Kamera arkası da benim için çok önemli. Bürokrat, oyuncu, şarkıcı, öğrenci veya doktor… Konuğunla program öncesi içten bir sohbet, kamera ‘’kayıt’’ dedikten sonraki sohbeti de güzelleştiriyor.

Tarzını kendine yakın bulduğun, ilham aldığın bir sunucu var mı?

Var. Sarah Silverman. Şovunda, seyirciye  evinin bahçesine partiye gelmiş gibi konuklarına doğal davranışlarını, esprilerini, o samimiyeti çok seviyorum. Bir gün ben de kendi ülkemde o tarz bir program sunmayı çok isterim.

Bu sıcacık mesleki sohbetten sonra son olarak Dilara Karaca’nın “Ankara’’sını sormak istiyorum.

Tipik bir İzmir kızı olarak, memleketimi ne kadar özlesem de, Ankara benim için çok özel. Kendine ait sakinliğiyle karışık bir güvenilirliği var Ankara’nın. Hamamönü’nde nostaljisi, Hacı Bayram’ında maneviyatı, Seymenler’inde sohbeti var. Gündüzü, gecesi var. Simidi, döneri var. Ankara’ya, Ankaralılara, Ankara Life ekibine ve şu an bu röportajı okuyan herkese içten sevgilerimi iletiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here