Koray Karaca

0
31

“Unutma beni.” adlı dizinin kötü adamı Vedat Kurtoğlu karakterini canlandıran
Ankara Devlet Tiyatrosu tiyatro sanatçısı Koray KARACA
Ankara Life okurları ile sanat hayatını paylaştı.

“Tiyatro meslek değil yaşam tarzıdır.”

Aslında birçok kişi sizi çok yakından tanıyor, ancak siz bize kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Aslen Orduluyum, ama İzmir de doğup büyüdüm.1996 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldum.1997 yılında Devlet Tiyatroları ailesine Sivas Devlet Tiyatrosu bünyesinde oyuncu olarak göreve başladım.2005 yılından itibaren de Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaktayım.

Neden Tiyatro sanatçısı olmak istediniz?
Çok hareketli ve eğlenceli bir çocukluk yaşadım. İlkokul çağından önce aile büyüklerinin konuşmalarını yürüyüşlerini taklit ederdim. Okul hayatım başladığından itibaren de her türlü sosyal faaliyete katıldım. Örneğin; halk oyunları, okul korosu, bando takımı, basketbol takımı, sunuculuk vb. dolayısıyla bu çok yönlü çocukluk ve gençlik yıllarının sosyal yaşamının beni bu mesleğe taşıması ve sürüklemesi bir bakıma kaçınılmazdı. Oyunculuğun içinde barındırdığı oyun ve eğlenme güdüsü çeşitliliği ve sınırsız fantezi dünyası bu mesleğe karar vermemdeki en önemli nedenlerdir.

Bu seçiminizi yaparken ailenizin ve yakın çevrenizin katkısı oldu mu ve sizi nasıl desteklediler?
Çocukken taklitlerini yaptığım aile büyükleri başta olmak üzere daha ilkokul çağlarında bu çocuk kesin tiyatrocu olacak, olmalı vb. esprileri belki de kimsenin farkına varmadan benim bilinçaltıma yerleşmiş ve ister istemez bu konuda dolaylı yönden yönlendirilmiş olabilirim. Çünkü çocukluğumda büyüyünce ne olacaksın sorusuna cevabım sadece TİYATROCU oldu. Dolayısı ile hiçbir zaman başka bir mesleğin benim için düşünülmesi bile söz konusu olmadığından, ailemde hiç profesyonel sanatçı olmamasına rağmen bu süreçte beni her zaman desteklemiştir.

Aldığınız eğitimden bahsedebilir misiniz?

Türkiye’de konservatuvarlarda klasik tiyatro eğitimi verilir. Benim okulumda da böyle olmakla birlikte çeşitli ekol ve üsluplara açık bir sistem ve eğitim kadrosuna sahipti. Yurt dışından gelen hocalar sayesinde de Dünya tiyatrosunu da takip etme şansına sahiptik.

Başarınızın sırrı nedir?
Öncelikle sistemli çalışmak araştırmak disiplin ve yapılan işe saygı diyebilirim. Ama benim için en önemlisi samimiyettir. Samimi olmayan hiçbir yerde ve hiçbir işte olmam. Samimiyet güven, güven doğallık doğallıkta başarıyı getirir.

Sizce Türkiye’deki yirmi yıl öncesi dönem ile günümüzde tiyatroya bakış açısında ne gibi farklılıklar var?
20 yıl öncesinde Türkiye’de Devlet Tiyatroları bu kadar çok bölgede yerleşik durumda değildi. Kültür politikaları düzenlemeleriyle pek çok şehirde yerleşik tiyatrolar açılmış ve bölge halklarına düzenli olarak farklı tür ve tarzda eserler tanıtılmıştır. Bu yüzden bu çok önemli bir gelişmedir. Özel tiyatrolar gişe kaygısında oldukları için nicelik olarak bir artış söz konusu olamamıştır. Sponsor ya da devletin maddi desteği olsa, tiyatro sanatının hızla gelişmesi olası görülmektedir. Son dönemde tiyatro biraz daha içine kapanmış ve yerli oyunlar ağırlık kazanmıştır.

Seyircinin tiyatroya bakış açısı ise olumlu ya da olumsuz anlamda hiç değişmemiştir. Kendisini kavrayan oyunlara prim vermeye devam etmektedir.

Sizce konservatuvar öğrencileri okurken kendilerini geliştirmeleri için ne yapmaları gerekmektedir? Bu programın sanatçı yetiştirmek için yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?
Gençler aldıkları klasik eğitimin yanında sürekli gelişen ve değişen oyunculuk tekniklerini takip etmelidir. Bunun yanında bir oyuncu adayının bedeni onun enstrümanıdır ve ona çok iyi bakmalı onu korumalı ve geliştirmelidir. Konservatuvarlar oyuncu yetiştirir, sanatçı yetiştirmez. Oyuncular çeşitli evrelerden geçerler ve gerekli alt yapı ve kültürel donanıma sahip olduklarında içinde yaşadıkları toplumun da onayı ile sanatçı olurlar. Konservatuvarlar teknik ve üslup öğretir. Gerisi mezun olduktan sonra kişinin kendini geliştirmesi ve donatması ile ilgilidir.

Konservatuvar yaşamınız yaşam tarzınızı nasıl etkiledi?
Gözlem yapma ve empati kurma konusunda beni çok etkiledi. Her oyuncu farklı bir ortama girdiğinde farklı mesleklerden birileriyle karşılaştığında refleks olarak hemen gözlemlemeye ve empati kurmaya, yani kendini karşısındakinin yerine koymaya başlar. Nasıl konuşuyor, nasıl hareket ediyor, tipik özellikleri nedir vs. konularına dikkat eder. İşte bu yüzden “Tiyatro meslek değil yaşam tarzıdır.” denir. Tiyatro yaşamın tam ortasında, hatta yaşamın ta kendisidir.

Sahneye ilk hangi eserle çıktınız?
Antik çağ oyun yazarı Sophokles’in ‘’Antigone” isimli oyunda “Haimon” rolüyle sahneye çıktım.

Hangi eserlerde oynama fırsatı elde ettiniz?
Kırkın üzerinde oyunda görev aldım. Her biri ayrı bir dünya ayrı bir keyifti. Türk ve Dünya tiyatrosunun önemli eserlerinde rol aldım.

Sahnede olmak size ne ifade ediyor?
Tazelenme ve yenilenme diyebilirim. Çünkü sürekli zinde, enerjik ve güçlü olmak zorundasınız. 38 derece ateşle sahneye çıktığımı hiç unutmuyorum. İnanın o adrenalin, seyircinin salonu dolduran enerjisi en güçlü antibiyotikten daha tesirlidir.

En çok etkilendiğiniz eser ve rol hangisidir? Çalışma disiplininizden kısaca bahseder misiniz?
Çarlık Rusya’sındaki yozlaşmış bürokrasiyi eleştiren Gogol’ün “müfettiş” adlı eserinde kaymakam rolüdür, çünkü sahneleniş tarzı ve oyunculuk biçimi olarak klasiğin dışında çok farklı sahneye konmuştu. Diğeri ise Athol Fugard’ın “Merhaba, Hoşçakal” isimli iki kişilik oyunu. Burada da babasını maden kazasında kaybetmiş psikolojik sorunları olan bir genci oynamıştım. Özellikle oyun metnini alıp bir hastanenin psikiyatri bölümüne gidip oynadığım karakterin rahatsızlığına teşhis koydurmuş ve rolüme ona göre hazırlanmıştım.

Türk tiyatrosunun Dünyadaki yerini nasıl görüyorsunuz?
Türk Tiyatrosu, repertuvarını bilindik yerli ve yabancı oyunlardan oluşturmaktadır. Çağını ve evrenselliği yakalayan oyunlar yazılıp sahnelenmeye başlandığında önce ulusal sonra da Dünya’daki rolünü oturtmuş olacaktır. Açık konuşmak gerekirse; yurtdışında Türk Tiyatrosunu yurt dışı festivallere gittiğimiz zamanlarda tanıyorlar. Maalesef; ulusal kimliğin sanatla buluşarak oturduğu bir ekolümüz yok ve dolayısıyla Türk Tiyatrosunun da dünyada çok önemli bir rolü yoktur.

Türkiye’de tiyatro sanatının gelişmesi için neler yapılabilir?
Türk Tiyatro Sanatının gelişmesi için kültür kaynaklarımızı, mitlerimizi Anadolu efsanelerini gün yüzüne çıkarmalıyız. Bu da yeni yazar ihtiyacını doğurmaktadır. Yazar yazacak, oyuncu oynayacak ve seyirci beğenecek. Böylelikle arz talebi canlandırabiliriz.

Tiyatroya atılacak gençler için ne önerirsiniz?
Ülkemizde opera sanatı maalesef çok lokal bir sanat olarak belli başlı şehirlerimizde yaşatılmaktadır. Tiyatro ve operanın yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak isteyen gençlere opera sanatçısı olmanın ülkemizde çakıl taşlarının üstünde yalınayak koşmak kadar zor olduğunu hatırlatır ve bu yolda çok çalışmaları gerektiğini söyleyebilirim.
Türkiye de sadece sanatçı olarak var olabilmek biraz sıkıntılıdır. Bunun birinci ayağı maddiyat. Sanatını seyirciye ve sanat akımlarının içinde üst düzeye taşıyabilmek için insan

“Nasıl geçineceğim ?” sorusuyla beynini bulandırmamalıdır. Çünkü sanat yaratımı süreci yoğunlaşma işidir. İkinci ayağı ise repertuvar; Repertuvar sanatçının sanatını en iyi şekilde icra edeceği şekilde düzenlenmelidir.

Önüne çıkan engellerle başkaları ilgilenmeli, sanatçı da bunlarla boğuşmamalıdır. Seyirci televizyonun esiri olmaktan kurtulup, tiyatrolara yönlendiğinde gerek Türk tiyatrosu, gerekse tiyatro icracıları bu ülkede iyi tiyatro yaparak bir nebze olsun huzurlu soluk alacaklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here