Genç Piyanist Emre Yavuz Mozarthaus’ta

0
53

Genç yaşına rağmen yeteneği ve başarısıyla dikkatleri üzerine çeken piyanist Emre Yavuz, 4. Rosairo Marciano Uluslararası Piyano Yarışması’nda kazandığı birincilikle sıradışı bir piyanist olduğunu kanıtladı. 17 Mayıs’ta da Mozarthaus Sanat ve Kongre Evi’nde konser verecek olan Yavuz ile yeteneği, başarısı ve konserleri hakkında konuştuk.

Genç bir piyanist olarak piyano yarışmaları sizin için ne ifade ediyor?

On yıl önce bir piyano yarışması kazanmak, uluslararası bir kariyerin kapısını aralardı. Ancak günümüzde yarışmalar eski anlamını yitirdi. Bir yarışma kazansanız da diğer yarışmaların kazananlarıyla yeniden rekabete girmeniz gerekiyor. Dolayısıyla bir yarışma kazanmak, artık doğrudan bir kariyer başlangıcı anlamına gelmiyor. Bu yarışmalarda jüri üyelerinin genç bir piyanistten beklentilerini karşılarsanız kazanıyorsunuz. Fakat genç bir piyanist olmaktan olgun bir piyanist olmaya giden geçiş sürecinde birikiminizin üzerine bir şeyler koymanız gerekiyor; birçok kişi bu geçiş döneminde kayboluyor. Yani elde ettiğiniz derecelerin üstüne bir şeyler koyabildiğiniz zaman yarışma kazanmanın anlamı oluyor.

2016 yılında kazandığınız 4. Rosario Marciano Uluslararası Piyano Yarışması’nda birincilik, “sıra dışı bir sanatsal kişiliğe” veriliyor. Bu kişiliğinizi jüri üyelerine nasıl gösterdiğinizi düşünüyorsunuz?

Katıldığım her yarışmada programlarımı stratejik bir şekilde planlarım. Yarışmalarda “belli eserler iş yapar, belli eserler yarışmalara uygun değildir” şeklinde yazılı olmayan kurallar olduğu düşünülüyor ve bu bilinç okullarda da aşılanıyor. Ben her yarışmada bu tabuların tersine gittim. Hem normalde bir yarışmada çalınmayacak şeyler çaldım hem de parçaların sırasını alışılmışın dışında düzenledim. Fakat bunu da performansın kendi içinde bir bütünlüğü ve mesajı olmasını sağlayarak yaptım. O yarışmada da özellikle bunun dikkat çektiğini düşünüyorum. Örneğin; yarı finalin sonunda bir Schubert sonatın yavaş bölümünü çalmam jürinin beni “bir dakika bu adam bir şey yapmak istiyor, bir şey demeye çalışıyor” düşüncesiyle dinlemelerini sağladı. Bence o yarışmayı yarı finalde kazandım.

Konser programlarınızı hazırlarken program temalarını nasıl oluşturuyorsunuz?

Genellikle ya muhakkak çalmak istediğim bir eser oluyor ve diğer eserleri bunun etrafında oluşturuyorum ya da konserin birinci dakikasında dinleyicileri alıp sonunda onları bir yere bırakacağım bir yolculuğa çıkarmayı planlıyorum. Sonra bu yolculuğun her aşamasına uyacak eserleri bulmak için repertuvarıma başvuruyorum. Dolayısıyla programdaki eserler ikincil hale gelip dinleyicilerin yapacağı yolculuk ön plana çıkıyor.

Scarlatti ve Rahmaninov gibi iki farklı kişiliği aynı konser programında nasıl bir bütün haline getiriyorsunuz?

Rahmaninov’un Op. 23 10 Prelüd’ünü içeren programım en deneysel ve başarılı olanlardan biriydi. 10 prelüd’ten oluşan bu seriyi tek bir eser gibi düşünmek daha doğrudur. Bu sebeple oluşturacağım programın yolculuğu zaten hazırdı, ben sadece onu genişlettim, yolculuğa uyan başka eserleri aradım. İlk bakıldığında çok anlamsız duruyor: Rahmaninov prelüdler arasında Scarlatti sonatlar ve Saygun etütler. Fakat bu programı çaldığım hiçbir yerde “bu program neden böyle” sorusuyla karşılaşmayınca programın istediğim şekilde kendini açıkladığını anladım.

Beethoven turnesi kapsamında 17 Mayıs 2017 günü Ankara’da Mozarthaus Sanat ve Konser Evi’nde bir resitaliniz gerçekleşecek. Büyük salonlarda da konser vermiş bir piyanist olarak Mozarthaus gibi alternatif konser mekanları hakkında ne düşünüyorsunuz; bu mekanların büyük salonlarda edindiğiniz deneyimlerden farkı nedir?

Birini diğerinden daha çok sevdiğimi söyleyemem ama alternatif salonlarda çalmanın büyük salonlarda olmayan güzellikleri var. Zaten çaldığımız eserler aslında bu küçük salonlar için yazılmıştı; bu nedenle büyük salonlarda çalındığı zaman bazı kayıplar oluyor. Örneğin, Mozarthaus’ta ilk çaldığımda dinleyicilerin eseri nasıl dinlediklerini, eserin neresinde heyecanlandıklarını fark edebildiğim için kendimi oldukça iyi hissettim. O kadar yakınımda olan insanların o kadar sessizce ve dikkatlice beni dinliyor olması benim için çok etkileyiciydi.

Müzik dışındaki ilgi alanlarınızın müziğinizi beslediğinizi düşünüyor musunuz?

Bir müzisyen olarak bir odada çalışarak yapılması gereken çok şey var. Ancak belli bir noktadan sonrası hayat tecrübesiyle, insanlarla olan iletişiminle, izlediğin filmlerle, okuduğun kitaplarla, yaşadığın şehirle alakalı. Bir kafeye gidip işini iyi yapan bir aşçının yemek yapışını izleyebildiğimde bile aklımda bir şey kalıyor: “Böyle bir beceriyi ben de yapabilmek istiyorum, buna sahip olmak istiyorum” diyorum. Aynı şekilde bazen bazı müzisyenler oluyor ki “bunu ben de yapabilmek istiyorum” diyorum. Hayatımı müzik ve ona katkıda bulunan diğer her şey olarak görüyorum.

Schubert gibi edebiyatla iç içe geçmiş bir bestecinin eserlerini iyi yorumlamanızda edebiyata olan ilginizin bir etkisi var mı?

Benim açımdan Schubert konusunun edebiyatla pek ilgisi yok. 2012 yılına kadar Schubert’le pek aram yoktu. O yıllarda Almanya’da hasta olan hocam Kämmerling ile çalışıyordum, onu kaybettik; arkasından birkaç arkadaşım birbirine çok yakın tarihlerde yakınlarını kaybetti. Aklımın ölüm ve yaşamla meşgul olduğu bir dönem bana kaçınılmaz olarak Schubert’in kapılarını açtı. Sonrasında kendime en yakın bulduğum birkaç eserini çaldım; iyi tepkiler aldıkça daha sık çalmaya başladım. Hatta sonrasında sadece Schubert’ten oluşan konser programlarım oldu.

Mozarthaus konseri dışında yakın zamandaki etkinlikleriniz neler?

22 Mayıs’ta Ankara Gençlik Senfoni ile bir konserim olacağı kesinleştikten sonra onun etrafında diğer konser organizasyonlarını gerçekleştirdik. Konserler AIMA’da Aydın Büke’nin, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ise İlke Boran seminerleri eşliğinde gerçekleşecek. Programın güzelliği de, yer alan eserlerin Beethoven’ın her dönemine ve her tarzına örnekler sunuyor olması. Buna ek olarak konuşmalar ve seminerlerle kapsamlı bir Beethoven organizasyonu haline geldi. Bunun gibi tek bir bestecinin eserlerinin yer aldığı komple projeleri ileride de yapmak isterim. Şimdiki Beethoven oldu, bir dahaki de belki Rahmaninov olur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here