Sinan Benginer

0
415

Çocukluğunuz nasıl geçti? Çocukken oyuncu olacağım diyor muydunuz?
Çocukluğum birbirine saygılı, yataktan şarkılarla, türkülerle kalkan bir ailede geçti. Hatta şarkısız, türküsüz kalkana rahatsızlığın mı var diye sorulurdu. Ailecek biraz yetenekliydik, annem güzel resim yapardı, ud çalardı. Babam çok iyi bir ayakkabı tamircisiydi. Büyük abim iyi bir teknik ressam, demir süslemecisi ve marangozdu. Küçük abim de çok iyi resim yapardı marangozluğu iyiydi. İkiside iyi futbol oynardı, bir çok sanatçıya müzik alanında eşlik ettiler (Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Neşe Karaböcek ve daha bir çok sanatçı.) Ben hepsinden çok şey kaptım, demircilik hariç (Gülüşmeler.) Yetiştiğim Ankara Yenimahalle de çok özeldir hayatımda. Dostluklarımız 50-60 senedir halen sürüyor… Futbolcu ya da marangoz olmak niyetim vardı fakat 1968 yılında aniden tiyatro girdi hayatıma.

Tiyatro hayatınıza nasıl girdi?
Abilerimin devlet tiyatrosunda çalışmaları bana çok fazla oyunu izleme şansı verdi. Devlet tiyatrosunun tüm oyunlarını çocukluğumdan itibaren izledim. Güzel meslek diyordum izlerken.

İlk hayran olduğum oyuncu, allah rahmet eylesin Haluk Kurtoğlu idi. Sonra lisede bir oyuna çağrıldım, başrolü oynayan çocuk, sınıfı geçirmezseniz sahneye çıkmam demiş. Oyuna 3 gün vardı, bana sordular becerebilir misin diye; elbette dedim (Gülüşmeler) 3 gün içerisinde ezberledim ve oynadım. Cevat Fehmi Başkut’un ‘göç’’ oyununda başrol kapıcı, Mert Egemen diye bir asker yardım etti bize. Askerliğinin bitimine yakın tiyatrosuna çağırdı ve tiyatro hayatım başladı 1968 yılında.

Aileniz mesleğinizde sizi desteklediler mi?
O bakımdan da çok şanslıydım, ne yaptıysam tüm ailem hep arkamdaydı. Bunlara abilerim, evlenince yengelerim de eklendi.

Astsubaylık okulunu neden bıraktınız?
Annemin ailesinde denizciler vardı. Dedem kaptandı. Annem askerleri çok severdi, bende biraz onun mutlu olması için girdim ama emir almak bana göre değildi. Hala sevmem emir almayı da vermeyide. Ama o kısacık dönem annemi çok mutlu etti …

İyi bir oyuncu olmak için konservatuar şart mı?
Yetenek varsa alaylı ya da okullu olmak fark etmez. Ama okulunu okumak artık gerekiyor. Orada artık eskisi gibi katı kurallar kalmadı. Benim başladığımda tiyatroya konservatuarda anlamsız kurallar vardı. Şimdilerde çok kalmadı, ama her iki şekilde de yetenek,sevmek, sabırlı ve sebatkar olmak gerekiyor. Şimdilerde bunlardan çok fazla yok, hemen para kazanma amacı güdülüyor.

Türkiye’de ki başarılı sanatçıların büyük bir kısmının Ankara’dan çıktığını görüyorum. Ankara’nın sizin kariyerinize bir katkısı oldu mu?
Elbette… Ankara’da çok katı olmamakla beraber bir usta çırak ilişkisi vardır. Tüm özel tiyatro oyuncuları, dekoru, kostümü beraber yapardı. Kostümlerin çoğu oyuncular tarafından yapılırdı. Dekor beraber boyanır-taşınırdı. Senelerce bunları yaptım çalıştığım tiyatroda. Afişlerine kadar katkım oldu. İş adabı Ankara’da geleneksel oldu. Ankara Sanat Tiyatrosu ve Ankara Halk Tiyatrosundan yetişen herhalde 40-50 oyuncu var İstanbul piyasasında tanınan.

Şimdiye kadar en çok gurur duyduğunuz işiniz hangisi oldu? Neden gurur duyuyorsunuz?
Tiyatro hep gurur duyduğum işim oldu. Ankara Halk Tiyatrosunda oynadığım tüm oyunlarla gurur duyarım. Hepsi çok iyi oynanmış, ilerici ve cesur oyunlardı. Hazırlanışlarının her safhasında alın terimiz, emeğimiz ve uykusuz parasız geçen gecelerimizin emeği var. Yoktan var edilen işlerdi hepsi. Diğer oyunlarımı ayırıyor sanmasın kimse, onlarda da çok fazla emek vardı ama İstanbul’da patron tiyatrosu olunca biraz daha parasal rahatlık vardı çok şey yapılmasındansa alınabiliyordu.

Pişmanlıklarınız var mı?
Pişmanlıkları olan biri değilim. Düşünsem de bulamam galiba, 15 yaşımda falan hayat benim hesap bana ait dedim. 24 yaşımda lise bitti (Gülüşmeler)

Bugüne kadar kaç filmde oynadınız?
Saymadım ama Tvem diye bir kanalda biraz belgesel havasında bir programa çağırdılar hem sohbet hem hayatımdan parçalar vardı yaklaşık 80 film bulmuşlar.

Oynadığınız filmlerde unutamadığınız bir hatıranızı dinlemeyi çok isteriz
Aslında çok fazla şey olur setlerde ama mazlum diye bir filmin çekiminde kilyos’tan geliyorduk. Selimiye’de devam edecekti çekim. Bir kamyon şoförü uyumuş soldan geldi ve tam kafadan çarptı benim kullandığım arabaya. Son anda direksiyonu çevirip tekerine vurmasam şimdi toprak altındaki 22. yılımı kutluyordum. Kazadan sonra arabamı çekiciyle tamirciye yolladım (pert oldu) ve selimiye’ye oradan hareme çekime gittim.

İş dışında günlük hayatınızda neler yapıyorsunuz?
Gazete mutlaka okurum, öyküleri de severim, el becerim de vardır. Kesilmiş, budanmış ağaçlardan bi şeyler yapmaya başladım. Ütü meraklarım arasında, testiler boyanır, abajur olur… Sevdiğim işi yapmama rağmen bunları yapmak dinlendiriyor. Müzik eşliğinde olur bunların hepsi.

Şu anda neler yapıyorsunuz? Yeni projeleriniz var mı?
Bodrum masalı diye bir diziye konuk çağrıldım, temmuz sonu için çok sevdiğim bir film senaryosu geldi, umarım çekilir. Tiyatronun turneleri var ufak tefek.

Bu sezonda hangi oyunlarla, hangi şehirlere gideceksiniz?
İki oyun var elimizde. “Lütfen Bekar Mısınız” ve “Her Yöne 90 Dakika 2”. Ama ülkenin içinde olduğu durum tiyatroları kötü etkiliyor, her gün şehit haberleri her şehirden şehitlerin çıkması. Bir çok sektör gibi tiyatrolarda önlerini göremiyor

Yakın geçmişte kaybettiğimiz Volkan Saraçoğlu, Levent Kırca, Sümer Tilmaç gibi yakın dostlarınız hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?
Levent, Ankara Yenimahalle’den arkadaşımdı. Biraz aksi neşeliyken çok tatlı, işkolik, tiyatronun her işinde çok yetenekli (Ankaralı elbet) sanıldığı gibi çok içki içen değildi, hele ateist hiç değildi. Vatansever biriydi. Volkan sakin biriydi o da İstanbul tiyatrolarından tırnaklarıyla kazıyıp gelenlerdendi. Kavga hayatında olmayan, kimseyi asla kırmayan, çok kişiye el uzatan biriydi.

Sümer,Atatürk ve vatanseverlik konusunda asla taviz vermeyen, kim olursa olsun asla lafını esirgemeyen, Türkçe’ye çok önem veren ve anında uyaran biriydi. Neşeliydi ve bıçkındı. Bence delikanlı kelimesinin tam karşılığıydı. Dedim ya arkadaş konusunda çevre konusunda şanslıydım diye, çok gülerek sohbet ettiğim arkadaşlarım var burada da. Kız kulesine karşı saatlerce çay içip lafladığım, Hasan Karcı, Tevfik Yapıcı, Selahattin Taşdöğen, Ayberk Attila… 9 yıldır beraber geleneksel tiyatrodan örnekler oynuyoruz.. Bu saydıklarımın hasan haricinde hiç birimiz içki kullanmıyoruz, hep içkici sanılırız ya..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here