Dr. Cem Yıldız

0
83

Dişeti Hastalıkları ve Tedavisi Uzmanı Dr. Cem Yıldız 1978 doğumlu. Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu. Doktorasını da yine aynı fakültenin Periodontoloji kürsüsünde yapan Dr. Yıldız, sakin görünümünün aksine adrenalin dolu hobileriyle dikkat çekiyor. Zamanında dağların enginliğine gönül veren Yıldız, uzun süredir denizin derin maviliklerinin tutkunu.

Ankara Life Dergisi’ne konuşan Dr. Cem Yıldız, hem klinikte çok yoğun bir çalışma temposuna ayak uyduran hem de mesleki eğitim alanında kurs ve konferanslar veren Dr. Yıldız, mesleğinin ve kent yaşamının yüklediği stresten maviliklerin derinliklerinde kurtulduğunu, tüplü dalış hobisinin zamanla tutkuya dönüştüğünü söylüyor.

Önce okyanus tutkunuzu sizden dinleyelim.
Beni okyanusa çeken gizem, büyü, güzellikler ve yaşam bolluğunun ta kendisi. Çocukluğumdan beri ilgi duyduğum doğa ve vahşi yaşama en çok yaklaşabildiğim deneyimim dalış sporu olduğu için hep suyun yakınında olma isteği ile hareket ediyorum. Aslında hepimizin ortak kaygı kaynağı, huzursuzluğu yıpratıcı kent yaşamı… Kent yaşamı ile başa çıkmak kolay değil, her an enerjinizi çalan gelişmeler yaşanabiliyor. Zaten mesleğimiz sorumluluk ve çok dikkat gerektiriyor. Hepsi bir araya gelinceyse ruh haliniz yıpranıyor.

İşte bu nokta da su altının heyecan verici, nefes kesen dünyasını keşfetmeye çıkmak, günlük sıkıntıları, dertleri unutturuyor. Tüplü dalış benim için bambaşka bir alışkanlık.

Denizin 25-30 metre dibine indiğinizde dış dünyayla hiçbir ilginiz kalmıyor. Deniz altındaki dünya sizi kendi içine alıp, ilk saniyesinden itibaren büyülemeye başlıyor ve o anda her şeyi unutup kendinizi bu dünyanın bir misafiri değil de bir üyesi gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Dalış tutkumu daha da pekiştirense su altı fotoğrafçılığı oldu. Mavi kapının ardındaki görüntüler su altına olan ilgimi her dalışımda arttırırken, onu daha fazla keşfetmem ve paylaşmam için bana kesintisiz bir ilham veriyor. Okyanus öyle etkileyici ki, ona kapılmamak elde değil. Yakaladığım anların ölümsüzleşerek, paylaşma aşamasına gelmek tüm çabalarıma değiyor. İki dalış arasında bile ilk dalışın fotoğraf karelerine göz gezdirmeden, meraklılarına göstermeden duramamam, enerjime enerji katıyor. Mesleğimden arta kalan zamanımın çoğunu su altı fotoğrafçılığına adadığımı memnuniyetle söyleyebilirim.

Ne zamandır su altı fotoğrafçılığı ile ilgileniyorsunuz?
Yaklaşık 7 senedir dalıyor, 6 senedir de sualtı fotoğrafçılığı ile ilgileniyorum. Kısa zamanda tüm seyahatlerimi bu amaçta planlayarak, bulunduğum bölge ve fotoğrafladığım canlı çeşitliliğini oldukça geniş bir yelpazede tutmayı başarabildim.

En çok hangi bölgelerden etkilendiniz?
Su altı fotoğrafçılığı için dünyayı geziyorum diyebilirim. Kişisel seyahatlerimin neredeyse tamamını dalış da yapabileceğim şekilde organize etmeye çalışıyorum. Toplamda yaklaşık 500’e yakın dalış sayım var ve bu sayının büyük çoğunluğunda da bana eşlik eden su altı kameram oldu. Bu nedenle her dalışımdan geriye kalan tüm fotoğraflar için iyi ki diyebiliyorum. Ancak seçim yapmam gerekirse Sıpadan Adası, Palau Adası, Lembeh, Küba (inanın su üstü kadar sualtı da muhteşem bir ülke), Raja Ambrat ve Kızıldeniz’in batıklarını aklıma ilk gelenler. Ama ilk göz ağrısı vardır ya insanın, işte benimde ilk elime kamerayı alıp suya indiğim Kalkan’a ayrı bir zaafım var hala.

Sizin için özel bir su altı canlısı var mı?
Aslında mesleğim gereği sürekli fotoğraf çekiyorum. Tüm zamanım dişlerin milimetreleri, eğimleri içinde geçiyor. Özellikle estetik diş hekimliği çalışmalarında değil 1 milimetrenin, 1-2 mikronun, 1-2 derecenin çok büyük önemi var. Tabii ki renklerin de. Buradaki en ufak bir hata muhteşem gözükmesi gereken bir restorasyonu, yapay hale getirerek sizi ve hastanızı moral bozukluğuna, motivasyon düşmesine sevk edebiliyor. Aynı zamanda çok yoğun bir şekilde mesleki eğitim kursları ve konferansları verdiğim için mesleki fotoğraflama hayatımın tam içinde bulunuyor.

Bunu da olabildiğince hem estetik hem de çok profesyonel bir titizlik içinde yapmaya çalışıyorum. Sanırım bu denli detaylı ve titiz çalışıyor olmam sualtında da beni daha çok makro canlılara yönlendiriyor. Boyları 1-2 cm’i geçmeyen deniz canlılarını fotoğraflamaktan tarifsiz bir haz alıyorum. Bunun dışında da yakın zamanda su altı canlılarının gözlerini fotoğraflamaya başladım. Buradaki renk harmonisi, gözün kendi desenleri beni inanılmaz büyülüyor. Sorunuzun kısa cevabına dönecek olursak ilk fotoğrafladığım canlı olan deniz tavşanı favori su altı canlıları listemin zirvesinde.

Listenizde olup da henüz karşılaşamadığınız bir canlı kaldı mı, merak ettim şimdi…
Kalmaz olur mu? Yakın döneme dair heyecanlı geri sayımım beyaz köpek balığı için. Randevumuz Kasım 2016’da Cape Town’da. Umarım beni ekmez. Keza kendisi için uzun zamandır bekliyorum.

Bu birikiminizi yansıtabileceğiniz bir sergi de kaçınılmaz olmuştur artık, yanılıyor muyum?
Bu mevzu tabiri caizse kanayan yaram. Arşivim öyle geniş, vaktim öyle dar ki; tüm isteğime rağmen henüz hayata geçiremediğim bir projem var elbette. Hep aklımın bir köşesinde duruyor, umarım bir gün o köşeden daha geniş sınırlara ulaşacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here