Z Kuşağı Nedir? Nasıl Öğrenir? Beklentileri Nelerdir?

0
398

21. yüzyıl kuşağı olarak adlandırılan bu kuşağa, dijital nesil de denmektedir. 2000 yılı ve sonrasında doğan çocukları ve gençleri kapsamaktadır.⃰ En belirgin özellikleri, sadık, duygusal, sanatsal, takipçi, çabuk öğrenen teknoloji uzmanı ve interaktif olmalarıdır.
İçinde yaşadığımız yüzyılda dünyaya geldikleri için, aslında teknolojinin içine doğmuşlardır. Bu bakımdan teknoloji olmadan hayatlarını devam ettirmeleri düşünülemez.

Bu durum, onlar için bir ihtiyaç ya da lüks değildir, olması gerekendir. Bireysel olarak yüzyüze konuşmak yerine, teknolojik zeminde farklı içeriğe sahip pek çok konuyu dakikalar içinde iletişime geçerek halletmeyi yeğlerler. Sesli ve görüntülü bir Microsoft uygulaması olan Skype’ı, ipadlerinde ya da telefonlarında; anlık fotoğraf ya da çok kısa süreli video paylaşımının gerçekleştiği snapchat uygulamasını ve instagram, facebook gibi yazılı, görsel paylaşımların olduğu mobil etkileşimleri telefonlarında kullanmaları, yani teknolojinin son varyasyonlarını takip ediyor olmaları, bu özelliklerine örnek olarak verilebilir. Parmaklarının ucuyla, sürekli değişen bilgiye erişebildiklerinden dolayı, bir problemin çözümünü hızlı ve en kolay şekilde gerçekleştirmek, bu çağdaki gençlerin aslında içgüdüsel olarak geliştirdikleri bir davranış şekli olarak varsayılabilir. İçinde bulundukları her durumda, çabuk hareket etmek, bu yolla eyleme geçmek ve sonuca ulaşmak onlar için büyük bir öneme sahiptir.

Z kuşağı, eğitimcilerinin de teknoloji de onlara yetişip anlamalarını isterler. Hatta sosyal medyanın farkında olan eğitimcilerden öğrenmekten hoşlanırlar. Bu nesil, teknolojiyi çok etkin kullandıklarından ve bu yolla da aynı anda, kısa sürede pek çok bilgiye ulaşabildiklerinden dolayı odaklanmanın olması gereken durumlarda zaman zaman sorun yaşayabilirler. Bu nedenle çok kısa ders saatlerinin olduğu, öğrenmenin bir oyun gibi tasarlandığı, adeta bilgisayar oyunlarının simule edildiği, tamamen etkileşimli bir içerikle bağdaşan öğrenme ortamları onlara çok uygundur. Kendilerinden önce gelen kuşaklara bakıldığında, otoriteye yani öğretmene ya da aileye koşulsuz itaat etmek varken, Z kuşağı onlar için sunulan sınırlamaları ve kısıtlamaları işe yararlılığını sorgulayarak kabul etmek isterler.

Klasik eğitim uygulamalarının yanı sıra, farklı şekilde gelişen beyin yapıları sebebiyle görselliğin en büyük kaynak olduğu, teknolojik aletlerin eğitimde ana araç olarak kullanıldıkları öğrenme ortamlarını tercih ederler. Analitik düşünme becerileri çok geliştiğinden ve ezberi gereksiz bulduklarından, eleştirel düşünceye odaklı yapılarla öğrenmektedirler.Neden, niçin…?li soruların yerine, Nasıl..? ile başlayan sorular onların eleştirel düşünce yapısına hitap eder. Bu yolla üst düzey ve bağımsız düşünme becerisi de geliştirebilirler. ‘‘Bu zorluğu nasıl aşabiliriz?’’, ‘’Nasıl motive olabileceğini düşünüyorsun?’’, ‘’Nasıl bir dünyada yaşamak istersin?’’…vb gibi sorular yöneltilerek düşünmeye dayalı konuşmaları sağlanabilir.

Zaman yönetimleri ve takım çalışmaları anlamında desteğe ihtiyaç duyduklarından, gerek eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştiği ortamlarda, gerekse aile ortamlarında bu yanlarını güçlendirecek tutum içinde olmak ve kuralları belirlemek önemsenmelidir. Müzik, spor gibi faaliyetlerle de eğitim hayatları desteklenebilir.

Kuşaklar arası doğan belirgin farklılıklardan ötürü, ebeveynlerinin, öğretmenlerinin ya da hayatlarındaki diğer yetişkinlerin, empatik yaklaşım içinde olmaları, sorgulamaları, anlaşıldıklarını hissettirmeleri ve onların kendilerini ifade edebilecekleri davranışlar sergilemeleri Z kuşağının beklentilerini karşılayabilir. “Özgürlük senin için ne demek?’’, ‘’Kardeşe sahip olmanın senin için anlamı nedir?’’, ‘’………la ne demek istiyorsun?’’, ‘’……. konu da daha ayrıntılı bilgi verir misin?’’ gibi sorular bu anlamda etkili bir iletişim için önerilebilir. Bu tarzdaki sürdürebilir iletişimle, tam da onların istediği, bireyselliklerini bağımsız olarak sergileyen, özgüven ve özdenetimi yüksek bireyler olmalarına olanak sağlanmış olur. Yani, bireyselliklerinin kabul gördüğü ve tam uyumun sağlandığı, beden dilinin bir ayna gibi yansıtıldığı diyaloglarla onları dinlemek, Z jenerasyonunun ihtiyacı olan yaklaşım biçimidir.

Koydukları hedeflerin ciddiye alındığı ve cesaretlendirildiği, akıl vermeden liderlik yapılabilen, dikte edilmeden ve kendilerine inanıldıklarını hissedecekleri, bu doğrultuda fikir ve isteklerinin dikkate alındığı retorik anlayış içinde olmanın onların duygusal yaşantılarında olumlu izler bırakacağını düşünmekteyim. Z kuşağının her ne kadar ben merkezci, primadonna tarzı bir yaklaşıma sahip oldukları düşünülse de, bahsedilen özellikleri tam ve bütün olarak ele alındığında, gelecekte söz sahibi oldukları alanlarda yetkin olacaklarını ve sosyal adalet bilinci gelişmiş, yardımlaşmanın, hayırseverliğin benimsendiği toplumun pragmatik dönüşümüne de rehberlik edecekleri inancındayım.
(*)Bu yazıda paylaştığım genellemeler, çocuk ya da gencin içinde yaşadığı aile, toplum ve kültüre göre farklılık gösterebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here