Yasemin Öztürk: “Seyirci ile Bütün Olmak Muhteşem Bir Haz”

0
575

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı yarı zamanlı Şan Bölümünü bitirdikten sonra eğitimine Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümünde devam eden Yasemin Öztürk, mezun olduktan sonra İstanbul’a giderek tiyatro hayatına başladı. İlk profesyonel tiyatro deneyimini Süheyl- Behzat Uygur Tiyatrosu’nda yaşayan Öztürk, iki yıl burada çalıştıktan sonra tiyatro hayatına Nejat Uygur Tiyatrosu ile devam etti. İlk TV deneyimini okul yıllarında TRT’de yaşayan Öztürk, yine TRT’de yayınlanan “Koçum Benim” adlı efsane dizide aldığı rolle ekranların sevilen ismi oldu.

Oyunculuğun yanı sıra sunuculuk da yapan sanatçı, ilk sunuculuk deneyimini ise Emre Karayel’le birlikte müzik eğlence programı olan Video Diskotek’i sunarak yaşadı. “Koçum Benim”den, “Behzat Ç.”ye kadar döneminin hemen hemen tüm popüler dizilerinde rol alan Öztürk, başarı merdivenlerini birer birer tırmanarak bugünlere geldi. Şimdilerde ise TRT’de yayınlanan “Milat” dizisi ile ekranlara dönen Öztürk ile oyunculuk serüveninden yeni projesine kadar her şeyi konuştuğumuz bir röportaj gerçekleştirdik.

İlk Seyircim Lise Arkadaşlarımdı

Oyunculuk hep hayaliniz miydi?
Aslında ben çocukluğumdan beri şarkıcı olmak istiyordum. Şarkı söyleme hikâyem, 5 yaşında iken, o dönemde popüler olan Ayça adlı şarkıcının “Küçük Kız” şarkısını arkamda 4 vokal yapan arkadaşımla sokakta söyleyerek başladı. Benim için çok mutlu günlerdi. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversitede korolara katılarak şarkı söylemeye olan tutkum devam etti. 98-99 yıllarında Ankara’nın o dönemde en popüler mekânı olan “Club So”da vokal olarak şarkı söyledim. Laf aramızda o yıllarda Ankara’da çok popülerdim şarkıcı olarak 🙂

Tiyatroya olan ilgim ise lise yıllarında edebiyat hocamızın “bir hikâyeyi oyun olarak sınıfta oynayın” demesi ile başladı. İlk seyircim lise arkadaşlarımdı. Sonrasında konservatuar tiyatro sınavlarına hazırlandım. O dönemde hem Hacettepe Üniversitesi’nin hem Bilkent Üniversitesi’nin yetenek sınavlarına girdim. Her iki okulun da jürisi aynı hocalardı ve beni Bilkent Üniversitesi’ne aldılar. Ama bu sınavı kazanmak için üç yılımı verdim ve 3. yılımda kazandım. Bizim yıllarımızda konservatuara girmek hem şimdiki kadar kolay değil hem de bu kadar talep yoktu. Çok istediğim için çalışmaktan ve azmimden vazgeçmedim, iyi ki de öyle olmuş çünkü mesleğime aşığım.

İlk oyunculuk deneyiminizden bugüne nasıl bir serüven yaşadınız?
Uygurlar tiyatrosu ile 4 yıl çalıştıktan sonra, özel tiyatrolarla devam ettim. Genelde komedi oyunlarında oynadım. Benim için komedi, tiyatronun olmazsa olmazıdır. Komedi oyunlarında sahnenin dinamiğini belli bir tempoda ve seyircinin ritmini belli bir seviyede tutmak zorundasın. Güldürebilmek çok kolay bir meziyet değildir ama bunu başardığın zaman da tadından yenmez bir lezzettir. Komedinin yanı sıra hem Garaj İstanbul’da hem de Shakespeare’in 3.Richard adlı oyunu ile dramda oynadım. Sahnede olmak seyirci ile bir bütün olmak muhteşem bir haz.

Bu serüvenin zor veya keyifli yanları nelerdi?
Profesyonel yaşantıma; hiç gitmediğim, bilmediğim, üzerine şarkılar, şiirler yazılan, büyüleyici bir şehirde başlamak, İstanbul’daki insanlara alışmak, tiyatro ve televizyon camiasına ayak uydurabilmek, alışabilmek zor olan kısmıydı. Kolay olan kısmı ise İstanbul’a gelmek için karar vermemdi.

“Dizi Ne Kadar Popülerse Oyuncu da O Kadar Popüler”

Hep de uzun soluklu ve neredeyse kült denilebilecek projelerde yer aldınız. Behzat Ç., Koçum Benim, Kurtlar Vadisi, Üvey Baba gibi. Bu dizilerin size kattıklarını anlatır mısınız?
Evet, döneminin bütün popüler işlerinde yer aldım diyebilirim, Üvey Baba, Koçum Benim, Aşka Sürgün, Kurtlar Vadisi, Yemin, Ezo Gelin, Behzat Ç… Bu işler sayesinde iyi yönetmenlerle çalışma fırsatım oldu, iyi oyuncularla çalışıp yeni arkadaşlıklar kurdum.

Her dizi de başka bir kamera arkasında çalışan ekiple tanışma fırsatını yakaladım, farklı karakterlere hayat verdim, seyircinin inanılmaz ilgisi ile karşı karşıya geldim, karakterlere inanan seyirci ile tanışmış oldum:) Dizi ne kadar popüler olursa oyuncunun da o kadar popüler olabildiğini gördüm ki o zamanlar şimdiki gibi dizilere yoğun ilgi yoktu. Her dizi yeni bir iş ortamı, yeni bir ekip, yeni bir çalışma ve bütün bunları hayata geçirme dönemidir benim için.

Şimdilerde ise TRT’de yayınlanan Milat dizisiyle ekranlardasınız. Projeye nasıl dâhil oldunuz?
Konservatuar döneminden sevdiğim bir arkadaşım olan Sinan Albayrak telefon açtı ve TRT’de bir dizinin başlayacağını, Ankara’da çekileceğini, yapımcısının (Eyüp Gökhan Özekin) İstanbul’a gelip Cast görüşmesi yapacağını söyledi. Sevgili Sinan Albayrak yapımcıya benim ismimi vermiş. Yapımcımız da “Figen” karakteri için benimle görüştü ve anlaştık. Böylece bu projeye dâhil oldum.

Dizide canlandırdığınız “Figen Gürata” karakterini anlatır mısınız?
Figen (Argın) Gürata, eğitimci akademisyen. Kendisini batılı olarak addediyor. Batı’ya ait her türlü olgunun Türkiye’de hâkim olması için elinden geleni yapan birisi. Batı’ya kültürel, sosyolojik empozasyon entegrasyonun teorisyeni ve uygulayıcısı. Batılı dış güçlerin, Türkiye’deki temsilciliğine kendini aday konumunda görüyor. Başarılı ve kendini batılı güçlerin ülkemize hakim olması için adamış bir akademisyen. Aynı zamanda dış güçlerin Türkiye içerisindeki en büyük iş birlikçisi ortağı olan Yıldıray Gürata’nın (İlhan Şeşen) da gelini.

Canlandırdığınız karakterin size benzeyen yönleri var mı?
Hayır, benimle uzaktan yakından bir alakası yok bu karakterin.

Rolünüze hazırlanırken nasıl bir süreçten geçiyorsunuz?
Karakter analizi yapıyorum. Canlandıracağım karakterin “yaşam koşulları nedir, ne yer, ne içer, nasıl konuşur, hangi tavırları sergiler, nasıl giyinir” bunları düşünürüm. Bunlar da karakterin senaryodaki yaşam standartlarına göre değişir.

Şimdiye kadar size en yakın karakterde canlandırdığınız rol hangisiydi?
Şimdiye kadar oynadığım roller benim karakterimin dışında rollerdi. Benzer özelliklerimizin olmadığı rollere can vermek biz oyuncuların en büyük şansı sanırım.

Hangi ünlü karakteri canlandırmak isterdiniz?
Canlandırmak istediğim rol deyince aklıma o kadar çok karakter geliyor ki ama Jeanne D’arcı canlandırmak isterdim. Bir de Notre Dame müzikalinde Esmeralda’yı oynamayı çok çok isterdim.

“TRT Benim İlk Okulum Gibidir”

Ankara ve İstanbul’u sektör olarak kıyaslarsak neler söylersiniz?
İstanbul sektör olarak baktığımızda çok daha zengin tabi ki. Tüm özel kanallar, özel tiyatrolar ve yapımlar İstanbul’da. Ankara’da ise tüm kanalların kalbi olan devletin kanalı TRT var. TRT benim ilk okulum gibidir, ilk televizyona merhaba dediğim kanaldır aynı zamanda. İstanbul’da sektör olarak çalışma imkânınız (yelpaze) çok daha genişken Ankara’da daha kısıtlı diyebilirim.

Şimdiye kadar birçok dizide, sinema filminde ve tiyatro oyunlarında oynadınız. En çok hangisi sizi heyecanlandırıyor?
Tiyatro oyuncuların er meydanıdır, aldığınız haz bambaşkadır, ayrı bir kalp çarpıntısı ayrı bir adrenalin, bedenin ve ruhun yüksek frekansta olma halidir. Özellikle de oyunun sonunda selama çıkmamız ve aldığımız alkış yaşanmaya değer bir durum 🙂 Televizyon ise olmazsa olmazımızdır. Ekranda olmayı, binlerce seyirciye ulaşabilme durumunu da çok seviyorum. Evlerinde ekran başında kendi yaşamlarını, karakterlerini bizlerle özleştirmeleri de işin cabası… Ben mesleğine aşık biri olarak tiyatro, dizi, sinema filmi, dublaj, sunuculuk kısacası oyunculuğu içinde barındıran mesleğimin her hali benim için değerli ve önemli.

En büyük hayaliniz nedir?
Yasemin Öztürk olarak, gerek mesleki gerek kişilik olarak insanların gönlünde taht kurabilmek ve güzel hatırlanmak.

Bir Ankaralı olarak, Milat dizisi çekimlerinin Ankara’da gerçekleştiriliyor olması siz de ne gibi duygular uyandırıyor?
Ankara ilk gözümü açtığım, ilk emeklemeğe başladığım, eğitimimi aldığım, gururlandığım, ilk televizyona başladığım, hala da devam ettiğim, samimi dostlukların kurulduğu, samimi aşkların yaşandığı, Atamın nice zaferlere imza attığı anıtında yattığı şehir. Memurların en çok olduğu, siyasetin aktığı, kimileri denizi yok diye sevmez ama gölleri ile gönüllere taht kurmuş, dünden bugüne başkentimiz, ailemi yaşadığım, annemi kaybettiğim şehir. Her ne amaçla gelirsem geleyim her gelişimde ben de buruk bir huzur bırakıyor Ankara.

Her daim fitsiniz. Bunun sırrını okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Bu konuda çok şanslıyım. Çünkü bebekliğimden beri köyümüzde üretilen organik gıdalarla beslendim ve hala da besleniyorum. Beslenme ve spor benim için önemli. Bir de malum insanın mutlu olması için serotonin salgılaması gerekiyor, bu yüzden bol bol gülmeye özen gösteriyorum 🙂

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Ankaralı bir oyuncu olarak beni Ankara Life Dergisi’ne konuk ettiğiniz için teşekkür ederim. Benim için önemi büyük bir röportaj oldu. Tüm Ankaralı okurlarımıza sevgiler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here