Bünyamin Balamir İle Düşler Sahnesi 40. Sanat Yılı

0
564

Ortaokulda ressam olmaya karar veren ve lisede ilk resim sergisini açan Bünyamin Balamir, sanatın dünyayı güzelleştiren bir değer olduğuna ve dünya barışını sağlayacak en etkili, tek yol olduğuna inanıyor. Doğa kökenli fantastik soyutlama tarzında renkçi anlayıştaki çalışmalarında, her şeye rağmen yaşama sevinci ve direncini vurguluyor. Anadolu’nun her yöresinde ve yurt dışında ulusal ve uluslararası sanatsal etkinliklerde yer alan Balamir, sonsuzluğun içindeki sonda, insanlara sevgiyi ve dostluğu hissettirmek istediğini söylüyor.

Gazi Üniversitesi Resim Bölümü’nde öğretim üyeliği yapan sanatçı, 25 yıl sonunda kendi isteğiyle buradan emekliye ayrıldı. TOBB ETÜ ve Atılım Üniversitesi, Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakülteleri’nde yarı zamanlı öğretim üyesi olarak görev yapmış ve hala yapmaya devam eden sanatçı, bu ay 40. sanat yılına ithafen bir sergi açmayı planlıyor. Bünyamin Balamir’in 40. Sanat Yılı sergisi için hazırlığı devam ederken Ankara Life Dergisi ekibi olarak atölyesine konuk olduk ve okurlarımız için renkli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Resimlerinizi yaparken nelerden etkilendiniz?
Resmimim kaynağı doğa ve insandır. Hümanist bir insanım ve hayata sevgi dolu bakarım. 15 yaşıma kadar süren hayatım masal gibiydi sanki. Çocukluğum orman içinde, kır çiçekleri arasında, kuşların sesinde, kelebeklerin renk danslarında, derelerden balıklar tutarak doğayla baş başa geçti. Sonrasında ise 46 yıldır Ankara’da beton yığınlarının içindeyim. Bu yüzden içimde sonsuz bir doğa özlemi var. Geçmişe ve doğanın katledildiği bir dünyada doğaya karşı müthiş bir tutkum var. İkincisi, bir olgu olan hümanizmayı kaybettik. Biçimsel olarak insan var olsa da birbirini seven, saygı duyan insanlar artık çok azaldı. Bu iki olgu da içimde büyük bir yaradır. Bütün resimlerimde kaybolan değerleri arıyorum, kendimi arıyorum. Resimlerimdeki sonsuzluk içimdeki duygu yoğunluğudur.
Ben, resmi ve sanatı hayatın önüne koymuş birisiyim. Hala çok yoğun çalışıyorum ve sanatta çok yol aldım ama yaşadığım sürece de yol alınması gerektiğini biliyorum.
Günümüzün bir sanat anlayışı var. Ben öz- biçim bütünlüğü doğrultusunda resimlerimi yapıyorum. Özün olmadığı yerde biçim yapay kalır. Sanat çok uzun ve sonsuz bir yoldur. Heyecanını, coşkunu, idealini, hedefini yok etmediğin sürece daima ilerlersin. Sanatta durmak yoktur.


Resimlerinizi ilk kim ya da kimler görür?
Genellikle resimlerimi ilk gören ve eleştiren resim öğretmeni olan eşim Lale’dir. Bu sergimdeki resimlerimi ilk görenler yine eşim, oğlum Eren ve kızım (gelen kızım) Duygu oldu. Onların düşünceleri ve eleştirileri beni her zaman daha iyiye yönlendirmiştir. Ayrıca resim çalışırken aile bireylerim, sevdiğim kişiler ve anılarım hep yanımdadır. Çalışırken hayatı sorgularım ve dünyayı güzelleştirme duyguları yaşarım. İnsanların mutlu olması hayalleri kurarım. Resimlerimle onlara mutluluk vermek isterim. Resim çalışırken genellikle klasik müzik dinlerdim ama bu sergimde Türk Sanat ve Türk Halk Müziği dinleyerek yaptım resimlerimi. Onlarda anılarıma, çocukuk yıllarıma buruk ve duygusal yolculuklar yaptım. Özellikle hayatta olmayan annemi ve kaybettiğimiz sanatçıları hep düşündüm. Ben olmadığım zamanda da resimlerimle yaşayabilecek miyim diye de düşündüm.

Resimleri yaparken neler düşünürsünüz?
Çalışırken hayatı sorgularım ve dünyayı güzelleştirme duyguları yaşarım. İnsanların mutlu olmasının hayallerini kurarım. Resimlerimle onlara mutluluk vermek isterim. Resim çalışırken genellikle klasik müzik dinlerdim ama bu sergimde Türk Sanat ve Türk Halk Müziği dinleyerek yaptım resimlerimi. Bu müziklerle anılarıma, çocukluk yıllarıma buruk ve duygusal yolculuklar yaptım. Özellikle hayatta olmayan annemi ve kaybettiğimiz sanatçıları hep düşündüm. Ben olmadığım zamanda da resimlerimle yaşayabilecek miyim diye de düşündüm.

Peki, yaptığınız resmin tamamlandığını nasıl anlıyorsunuz?
Ben bu resmi ortaya koydum bunun alternatifi ne olabilir diye düşündüğümde o resim hiç bitmiyor. Dışarıdan bir göz “aa resim çok iyi olmuş” dediğinde bile kuşku ile bakıyorum. Resmimi görmeden uzun süre sonra baktığımda bitip bitmediğine karar verebiliyorum ama yıllar önce ödül kazandığım bir resmimi yeniden çalıştığım da oldu. Benim, resim yaparken modelerim hayallerimdir ve hayallerim hiç bitmiyor ki.

Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin birçok yerinde çalıştaylara katıldınız. Nasıl geri dönüşler aldınız?
Ülkemin her köşesinde sanatın olmasından yanayım. Sanat, insanı insan yanıyla buluşturur ve dünya barışını sağlayacak evrensel en etkili ve tek yoldur. Siirt’in dağlarında Güneydoğu’da, Ege’de,Karadeniz’de, Marmara’da, İç Anadolu’da, Akdeniz Alanya, Kaş’da kısacası Türkiye’nin çok yerinde ulusal ve uluslararası çalıştaylara katıldım. Sanatı halka götürmek toplumun kalkınması ve gelişmesinde çok önemli bir gerekliliktir. Ben yaşayarak örneklerini gördüm. Burada ayrıntıları anlatmam çok uzun sürer.

Bazı kişilerin sanatta taklide başvurmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sanatın yüreği yöresel dili evrenseldir. Kendi yaşadığım, büyüdüğüm kültürün değerlerini alıp bunu çağdaş boyuta getirerek resim yapıyorum. Biz evrensellik yolunda yüreği yok ettik. Ben ortaya bir eser koyuyorsam o eser benim ruhumun, doğduğum, büyüdüğüm toprakların kültürünün ürünüdür, olmalıdır. Buna inanıyorum. Taklide karşıyım. Taklitçilerin zamanla pasivize olduğunu, ilerleyemediğini ve yok olduğunu görüyoruz. Elbette ki insanlar arasında etkileşim oluyor, olmalı da. Ama mesela benim ruhum New York’ta yaşamış birinin kültürüyle oluşmadı ki, Ankara’da yaşıyorum, buranın kültürüyle oluştu, Anadolu kültürüyle oluştu. Bu yüzden ruhuma göre resimlerimi yapıyorum.

Yurtdışı gezilerinizdeki izlenimlerinizden bahseder misiniz?
New York, Chicago, Dedroit, Keywest, Bahama, Varşova, Paris, Berlin, Münih, Edinburgh, Londra, Leverpol, Dublin, Brüksel, Amsterdam, Kahire, Prag, Viyana, Barcelona, Kişinev, Kırgızistan, Litvanya, Letonya, Estonya, Finlandiya ve şu an anımsayamadığım yerlerde müze ve galeriler gezdim. Dedroit’de çok büyük bir müzeyi gezerken bir resimle karşılaştım. Bizim ressamlarımızdan birinin o resmi taklit ettiğine o an şahit oldum, çünkü o ressam 1945 yılında yaşamını yitirmiş.Başka yerlerde de benzeri örnekleri çok gördüm. Ben hiçbir zaman böyle olmak istemedim, istemem de.


40. sanat yılı serginizi açmaya nasıl karar verdiniz? Sanatınızda dönemleriniz var mı?
KAV Sanat Galerisi’nden teklif geldi. Onlardan böyle bir teklif gelmesi beni çok onurlandırdı. Çünkü Ankara’nın en önemli galerilerindendir. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Bir vakıf galerisi olan KAV’daki sergilerden elde edilen gelirlerin üniversite öğrencilerine karşılıksız burs olarak verilmesi de çok anlamlı. Bir üniversite öğretim üyesi olarak benim sergimin de katkısı olursa bundan mutluluk duyacağım.

40 yıldan fazla süren sanat hayatım boyunca 45 kişisel sergi açtım, yurt içi ve dışı 449 sergiye katıldım. Yağlıboya çalışmalarım sonrası ilk sergime 1970’lerin ortalarında kara kalemle başlamıştım. Daha sonra karışık teknikle resimler yaptım. Kolajlar, 3 boyutlu heykel tasarımları yaptım. 1980’li yılların sonlarında o günlerin çağdaş yarışmalı sergisi olan “Günümüz Sanatçıları” sergilerine rasimlerim kabul edildi, faklı tasarımlarım sergilendi. Yağlı boya çalışmalarım var, son 7-8 yılda da akrilik ile yağlı boyayı birlikte kullanarak resimler yapıyorum.

Her sergide ilk sergimmiş gibi heyecan ve sorumluluk duyuyorum. Çünkü sanatın üretimden çok araştırma olduğuna inanıyorum. Bu sergimde de izleyiciler resimlerimde yine, benim olan ama diğer sergilerimde görmedikleri şeyleri görecekler. Ayrıca edebiyatla da uğraşıyorum. Yayımlanmış iki şiir kitabım,yıllar önce şiir yarışmasından kazandığım 3.lük ödülüm var. Yayımlanmamış ama kitap haline getireceğim öykülerim var. Tamamlanmamış roman denemem var ama yeniden ve kesinlikle bir roman yazmak istiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here