Bülent Hasılcıo’nun Ankara Münih İstanbul Üçgeninde Sıradışı Başarı Öyküsü

0
366

Ankara doğumlu Bülent Hasılcıo, erken yaşta iş hayatına atılarak pek çok başarılı isimle çalışma imkânı buldu. İş hayatına otomotiv sektöründe çalışarak başlayan Hasılcıo, ithalat alanında tecrübe kazandıktan sonra inşaat sektörüne geçiş yaptı. 1994 yılında iş sebebiyle Münih’e giden Hasılcıo, 4 yıl orada yaşadıktan sonra İstanbul’a geldi. ICK Yapı’nın Beytepe’de sürdürdüğü ‘Ametist Residences’ projesinin koordinatörlüğü davetiyle yolu yine Ankara’ya düşen genç iş adamı, şu an Marka Kurumsal Gayrimenkul Değerleme Danışmanlık A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı da yürütüyor.

İşine olduğu kadar ailesine de bağlı olan Hasılcıo, “2 yaşındaki oğlum Kerem Aras ile geçirdiğim zamanlar hayatımın en değerli anları” diyerek oğluna olan düşkünlüğünü belirtiyor. Aslen Kayserili olan Hasılcıo, “Nerelisiniz diye sorduklarında Ankara demekten kendimi alıkoyamıyorum” sözleriyle Ankara’ya bağlılığını ifade ediyor.
Başkentin en başarılı iş insanlarından Bülent Hasılcıo ile başkentin en çok okunan yayınlarından Ankara Life dergisi için Park Caddesi’ndeki Tomato Fresh İtalian Restaurant’ta özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Ankara’ya geliş hikâyenizden bahseder misiniz?
Ankara; benim doğduğum, çocukluk ve gençlik yıllarımı geçirdiğim şehir. Aslen Kayserili olmama rağmen “nerelisin” diye sorduklarında “Ankaralıyım” demekten kendimi alıkoyamıyorum. 1994 yılında işim sebebiyle Ankara’dan ayrılarak, Münih’e yerleştim. Yurtdışında geçirdiğim 4 sene sonunda Türkiye’ye dönerek iş hayatıma İstanbul’da devam ettim. Sonrasında ICK Yapı’nın Beytepe’de sürdürdüğü “Ametist Residences” projesinin koordinatörlüğü daveti geldi ve bu daveti kabul ederek Ankara’ya geri döndüm.

İyi bir ekiple gece gündüz çalışarak Ankara’ya güzel bir eser kazandırdığımızı düşünüyorum. Teslim aşamasına gelen projemizin 2012 yılında “Ankara’nın En İyi Konut Projesi” seçilmesi de bizi daha bir onurlandırdı. Ankara’da bu süreç içerisindeki sorumluluklarımı yerine getirirken diğer taraftan İstanbul’daki iş hayatıma da devam ediyorum. Aynı zamanda Sermaye Piyasası Kurulu Lisanslı (SPK) Gayrimenkul Değerleme Şirketim olan Marka Kurumsal Gayrimenkul Değerleme Danışmanlık A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı sürdürüyorum.

Ankara’nın size ne gibi katkıları ya da eksileri var?
Geçmiş zamanlarda İstanbul’da bir ofisinizin olması size belli bir değer katıyordu. Şimdi ise bu durum Ankara için geçerli hale geldi. Şirket merkeziniz Ankara olduğunda diğer firmalar tarafından daha bir itibar görüyorsunuz. Bununla beraber ben Ankara’nın yatırıma ve yatırımcıya açık fırsatlar içeren bir şehir olduğunu düşünüyorum. Yeni ve perspektif sahibi projelerin uygulanmasına çok müsait bir şehir olmasının yanında gereken koordinasyonları sağladığınızda da başarı için ideal hale gelecektir.

Ankara’nın en çok hangi yönünü seviyorsunuz?
Düzenli bir hayat yaşamak isteyenler için ideal bir şehir olmasını seviyorum. Ayrıca Başkent olmasının da avantajlarını yaşıyoruz. Devlet kurumları ile doğrudan temas edebiliyorsunuz. İstanbul’da da yaşayan biri olarak Ankara’da bir gün içinde birçok işinizi halledebilmenizin ne kadar da hayatı kolaylaştıran bir durum olduğunun altını çizmek isterim.

Herkes Bırakır Giderdi Ankara’yı

Çocukluğunuzun Ankara’sı ile şimdiki Ankara arasında ne gibi farklar var?
20 sene önceki Ankara ile bugünün Ankara’sı arasında çok büyük farklar var. 20 sene önceki Ankara, tam anlamıyla bir Anadolu şehri idi. Kışın kömür yakılır, göz gözü görmezdi. Yazın yapacak şeyler o kadar sınırlıydı ki, sokaklar bomboş kalırdı. Sanki herkes bırakır giderdi Başkenti… Şimdiki Ankara’ya baktığımdaysa geçen yıllara rağmen bu iki özelliğini hiç kaybetmediğini düşünüyorum.

Geçmişten günümüze ne değişti?
Ankara; Meclis ve Bakanlıkların olmasından dolayı memur, üniversitelerden dolayı da öğrenci şehri oldu hep. Bununla ilgili bir değişim yaşanmazken; sosyal kültürel anlamda epey bir yol kat etti. Eskiden bir sanatçının Ankara’da canlı performans göstermesi yılda bir ya da iki defa olurken şimdi her hafta sosyal ve kültürel aktivitelerle dolu bir etkinlik takvimi görüyoruz.

Ankara’da “keşke” dediğiniz neler var?
Ankara’yla ilgili keşke dediğim tek şey; “keşke sahile yakın bir lokasyonda olsaydı”.

86 bin 400 Saniyelik Sayaç ile Uyanıyoruz

Elinizde sihirli bir değnek olsa neleri değiştirirdiniz?
Aslında her gün elimizde sihirli bir değnek var. Sihirli değneğe sahip olmaktan ziyade bu değneği kullanmak daha önemli bence. Fırsatların kapınızı çalması için önce bir kapı inşa etmek gerekir. Her sabah 86 bin 400 saniyelik bir sayaç ile uyanıyoruz. Bu süreç içerisinde yalnız kendimize değil, yaşadığımız şehre, içinde bulunduğumuz topluma, gelecek nesillerimize fayda sağlayacak girişimlerde bulunulabilir, enerjimizi bu amaca kanalize edebiliriz. Bu da bence sihirli değneklerimizi kullanmanın bir yolu. Fantastik bir sihirli değnek hayal edecek olsaydım, çok daha fazla sayıda kongre merkezi, kültür sanat mekânı, yeşil alan ve bir de deniz getirirdim Ankara’ya.

Peki, elinizde silgi olsa neleri silerdiniz?
1999 yılında; dönemin Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık bana ‘Çankaya’nın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordu. Ben de cevaben “İstanbul Beyazıt’ı biliyor musunuz” dedim. Gün içerisinde 1 milyon üzerinde kişi yaşıyor fakat akşam mesai bittiğinde ilçede ikamet eden kişi sayısı bu oranın yüzde 20’si kadar. Yani seçimlerde seçmen olarak oy kullanacakların sayısı sadece 200 bin kişi. Geçmişte Çankaya böyle değildi, her geçen gün Ankara’nın en eski semtlerinden birinin boşaldığını, Ankara’nın yerleşik elit kesiminin ise farklı yerleşim alanlarına gitmekte olduğunu görüyoruz. Evet, eğer bir silgim olsaydı, eski Gaziosmanpaşa, Ayrancı ve Kavaklıdere’nin eski haline dönmesini sağlardım.

“Arnavut Kaldırımlarda Geçmişimi Arıyorum”

Ankara’da en sevdiğiniz semt neresidir?
Eski Ankara kesinlikle. Samanpazarı, Hamamönü, Ankara Kalesi ve Kale etrafı benim en çok keyif aldığım semtlerden. Daracık taş yollarında yürürken geçmişi yaşıyorum adeta. Son dönemde gerek Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün gerekse Altındağ Belediyesi’nin yoğun restorasyon çalışmalarından sonra Ankara’nın bu en eski sokakları şimdi bize gerçek bir tarihi solutuyor. Ayrıca Çengelhan, Çukurhan, Aslanhane Camii ve Ankara Kalesi etrafı Ankara’da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Bu yerleri görmeden Ankara’yı eksik yaşarsınız.

Ankara’da yaşamanın avantajları ve dezavantajları neler?
Sanırım çoğu Ankaralı, Ankara’nın coğrafi özellikleri nedeniyle bir AVM şehri olma yolunda ilerlemesinden çok da memnun değil. Daha spesifik, daha kullanışlı, daha farklı yatırımlarla başka alanlarda da Ankaralıya hizmet götürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Sosyal hayat Ankara’da eskiye oranla çok daha canlı olsa da, başka büyük yerleşimlere oranla sınırlı kalıyor. Ankara’ya toplantı ve kongre merkezleri yapılabilir. Bunun için gereken avantajları taşıyor bünyesinde.

Diğer yandan şehir dışından ya da yurtdışından misafiriniz geldiğinde Ankara’da nasıl zaman geçireceğinizi şaşırıyorsunuz bazen. Bu anlamda, yalnızca yemek yemek için mekânlar varken, konuklarımızı gezdirebileceğimiz kapsamlı müzeler, uluslar arası konserler verilen mekânlar maalesef yeterli değil. Büyükşehir Belediye Başkanımız Melih Bey’in son yıllarda altını çizdiği bacasız sanayi dediğimiz turizmi canlandırmak amacıyla çalıştığını bildiğimiz projelerin bir an önce tamamlanarak Ankaralıya sunulmalı diye düşünüyorum.

Son olarak; son zamanlarda Ankara’ya yapılan yatırımlara dair neler söylersiniz?
İş adamı kimliği taşımanın da kendine özgü bazı misyonları var. Örneğin, iş hayatı, yatırım, yatırımcı ve sermaye denilince hala akla İstanbul geliyor. Ancak Ankara’da bu konuda İstanbul’dan geri kalmayacak bir potansiyeli bünyesinde taşıyor. Ankaralı ve Ankara’da yaşayan iş adamlarının bu konuda Ankara’ya katkıda bulunmaları gerekiyor. Bence geçerli misyon bu olmalı. Bugün bu anlayışı taşıyan, vizyoner yönetim algısına sahip, farkında olan ve elbette risk alma kapasitesi yüksek iş adamları giderek çoğalıyor. Bu nedenle Ankara artık İstanbul’un bu konudaki egemenliğini ele geçirmeye başladı.

Ankaralılara neler söylemek istersiniz?
Yaşanılan şehrin her bakımdan zenginleşmesi için kamu sektörü kadar özel sektörün de güçlenmesi gerekiyor. Tabi ki bu da şehri cazibe merkezi haline getirecek yeni fikirler, atılımlar, yatırımlar ve elbette bizlerin girişimleri, kente sunabileceğimiz katkılarla mümkün olacaktır. Vizyon ve hedef sahibi olmak başarının en önemli anahtarlarındandır. Bir iş adamı geniş bir vizyona sahip olmak için dünyayı gezmeli ve farklı kültürlerin yaşamları ile ilgili fikir sahibi olmalı, kültürel, sanatsal, sosyal ve teknolojik yenilikleri takip edebilmelidir. Vizyon dediğimiz özgünlük zaten bu birikimle şekillenerek ortaya çıkar.

Fırsatların kapınızı çalması için önce bir kapı inşa etmek gerekir. Her sabah 86 bin 400 saniyelik bir sayaç ile uyanıyoruz. Bu süreç içerisinde yalnız kendimize değil, yaşadığımız şehre, içinde bulunduğumuz topluma, gelecek nesillerimize fayda sağlayacak girişimlerde bulunulabilir, enerjimizi bu amaca kanalize edebiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here