Aydilge: Gittiği Röportaj Albüm Macerasına Dönüştü

0
40

Yerinde duramayan enerjisiyle herkesi kendine hayran bırakan Aydilge, yaptığı başarılı müzik çalışmalarının yanında yazarlık, radyo programcılığı, editörlük de yapıyor. Bu kadar çok işi aynı yapmasının nedenini “kendinden sıkılmak” olarak açıklayan sanatçı, yaptığı her bir işte başka dünyalara yolculuk ettiğini anlatıyor. Bu kadar çok dünyaya yolculuk eden Aydilge’nin merak edilen iç dünyası yaptığı işlerin derinliğine yansırken, biz dinleyenlerin ve okurların ona hayran kalmaması imkânsız. Samimi, içten ve bir o kadar da güzel sanatçı Aydilge ile Ankara Life Dergisi okurları için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Aydilge’nin dünyasını anlatır mısınız?
Kahramanımız Aydilge, geceleri çıkar içimden, dünyayı döndürmeye çalışır ama doğru düzgün dönmez dünya. Ne tembel, ne coşkusuzdur! Yine de o her gece yeniden çıkar içimden, bir umut dünyayı daha hızlandırırım diye. Ama herkes durur, dünya uyur. Çünkü durmak en kolayıdır. O zaman şarkılar yapar Aydilge; insanlar bastırdıkları duygularını yeniden hatırlasınlar, kalplerine kendi elleriyle taktıkları kelepçeleri çözsünler diye. Çünkü kim ne dermiş, komşu görmüş, çok ayıpmış diyerek bastırdığımız her arzu ve tutku aslında genel geçer doğrular değil, bize dayatılan iki yüzlü değer yargılarıdır. Aydilge, kilit kırmayı ve kelepçe çözmeyi seven arsız bir müzisyen ve yazardır kısacası.

Müzisyen kimliğinizi bilmeyen yok. Ben birazda yazar yönünüzden bahsedelim istiyorum. Yazar yönüyle Aydilge nasıl biridir?
“Kalemimin Ucundaki Düşler” adlı 18 yaşımda çıkan bir öykü kitabım, “Bulimia Sokağı” ve “Aşk Notası” adlı iki romanım var. “Aydilge ve yazmak” a gelince ben şöyle düşünüyorum: Yeterince beslenemeyip fazla enerji harcayan insanlar nasıl kilo kaybederlerse, ben de sarf ettiğim yaşam enerjisini geri alamazsam hayat beni yeterince besleyemez. İşte ben bu enerjiyi müzik ve yazıdan alıyorum. Açıkçası eksik şarjla yaşamaya mahkûm olmaya hiç niyetim yok, o yüzden hem müzik hem de yazı hayatımda hep var olacaklar.

Kitaplarınızda daha çok dramatik konuları ele aldınız. Neden daha çok sorunlu karakterlere yer veriyorsunuz?
Bazılarımız sorunları daha şiddetli, bazılarımız ise daha hafif dozda yaşıyor. Ama sonuç olarak hepimiz sorunluyuz. “Aşk Notası” adlı kitabım, uyuşturucu bağımlısı bir piyanist ile mazoşist eğilimleri olan genç bir kızın bağımlılığa dönüşen aşklarının hikâyesini anlatıyor. Bu kitabımda manevi açlığını uyuşturucuyla doyurmaya çalışan Ozan ile içsel çatışmalarını kendi bedenine zarar vererek dindirmeye çalışan sevgilisinin sevgi açlığını yazdım.

“Bulimia Sokağı” ise yediklerini kusarak topluma ve kendine karşı duyduğu öfkeyi atmaya çalışan bulimik bir genç kızın hikâyesini anlatıyor. Yalnız bir şeyin altını çizmek istiyorum, ben uyuşturucu ya da bulimia üzerine kitap yazmadım. Bu konulardan yola çıkarak tüm gençlerin yaşadığı sıkıntıları dile getirdim. İnsanın dış görünümünün, gerçekte kim olduğunun önüne geçtiği günümüz toplumunda, bize sürekli yetersiz olduğumuz ve ancak başkası gibi olduğumuzda tamamlanabileceğimizi söyleyen ve bunun için de sürekli bir takım ürünleri tüketmemizi tavsiye veren bir sistemde yaşıyoruz. Kitaplarımdaki karakterler de pek çok genç gibi sürekli bir eksiklik ve yabancılaşma hissiyatı içerisindeler. Ben de kitaplarımı bunlardan yola çıkarak yazdım.

Kitaplar, albümler, radyo programcılığı, dergicilik… Bu kadar işi bir arada nasıl yapıyorsunuz?
Bütün bu işlere yetişiyor olmamın nedeni, kendimden sıkılıyor olmam diyebilirim. Yıllardır aynı insanlayım, Aydilge hep benimle. “Git” desem gidemez… Ama müzik yaparken, roman yazarken başkalarının hayatlarına bir süreliğine dalıp, misafirliğe gidiyorum sanki. Her defasında kendi benliğimden sıyrılıp, onların hisleriyle örtünüyorum. Kendimden sıkıldığımda başkalaşabilmenin getirdiği dinamizm ve heyecan çoğalmama neden oluyor ve beni, kendi ruhumun hapishanesinden kurtarıyor. Bir yandan da onların acılarını ve sevinçlerini hissetmenin de ağır bir yükü oluyor tabii üzerimde. Ama tek boyutlu bir sıradanlık abidesi olacağıma, çok yürekli bir kaçık olurum daha iyi.

Şu ana kadar dört albümünüz çıktı ve single çalışmalarınız oldu. O günlerden bugüne neler değişti?
Tabii zor bir süreçti. Öncelikle ilk adımı atmak bile bir maceraydı. Bu maceram, 8 yaşında TRT Ankara Radyosu sınavlarını kazanmamla başladı. Sonrasında çok uzun bir müzikal eğitim süreci yaşadım. Ardından üniversite birincisi olduğum ve Amerika’ya master bursu kazandığım için herkes “deli misin, ne müziği, git hayatını kurtar, Amerika’da profesör ol” derken ben kara sevdaya tutulmuş bir halde müziğin peşinden İstanbul’a geldim.

İstanbul’da ne bir arkadaşım vardı ne de müzik camiasından bir tanıdığım. Deli cesaretim ve ben kol kola verip İstanbul’a geldik. Tabii bu süreçte bir sürü macera yaşadım. Bir ara “Volume” dergisinde editörlük yaparken, müzisyen Hakan Kurşun’la röportaj yapmaya gittim. Hakan Kurşun bir dakikalığına röportaja ara vermişken, orda duran gitarı elime alıp, tıngır mıngır bir bestemi çalıp söylemeye başladım. Hakan Kurşun sesimi duyunca kulak kabarttı. Dinledikten sonra sesimi çok farklı bulduğunu söyledi. Hemen bir iki bestemi daha çaldırdı. Altı ay sonra kendisi EMI’ın Genel Müdürü oldu. Beni hatırlamış, unutmamış o günü. Telefonumu bulup albüm yapmak istediğini söyledi. Yani gittiğim röportaj, bir albüm macerasına dönüşüverdi.

Aynı zamanda dizi müzikleri de yapıyorsunuz. Dizi müziği yapmak zor mu?
Dizilerde daha önce de şarkılarım yayınlanıyordu ama Kiraz Mevsimi dizisinde çok hoş bir beraberlik ve bir aile ruhu yakaladık. Önce dizinin jenerik müziğini seslendirdim. Şarkı herkesin diline dolandıktan sonra şarkılarımı dizide kullanmaya başladılar. Oyuncular da normal hayatlarında şarkılarımı severek dinledikleri için şarkılarımın kullanıldığı sahnelerde daha fazla motive olduklarını düşünüyorum. En son olarak da başrol oyuncularından Serkan Çayoğlu ile “Haberin Yok” adlı şarkımı beraber söyledik. Ben de küçük bir rol aldım. Harika bir ekip, gerçekten çok keyifliydi.

Son single çalışmanız “Aşka Gel”i kitaplarınızdan tamamen farklı, hareketli, özgürlükçü bir düşünceyle yazmış gibisiniz. Bu şarkıyla dinleyicilerinizi aşka mı çağırıyorsunuz?
Yaratıcılığın sınırları öyle dar ki bu ülkede, hep küçük beden dolaşmak zorunda kalıyoruz. Büyük hayaller dikiyoruz ama giyecek ortam bulamıyoruz. Başka hayaller satmaya çalışıyorlar bize. Ben başkasının hayalini niye giyeyim ki? Hep kendi hayallerimin peşinde oldum. Oysa herkes tatmin olmadığı işlerine, aşık olmadığı sevgililerine, arzuyla karıştırdığı alışkanlıklarına dönmeyi tercih ediyor. Çünkü böylesi daha güvenli, daha az riskli. Ben de tüm şarkılarımda bağıra çağıra şunu söylüyorum: Ofislerinizi terk edin, müzik yapın, aşk yapın, gökkuşağı tarlalarını yakalayın, aşk sürün açık yaralarınıza, iyi gelir biz sıkıcı dünyalılara!

Özgürlüğünüze düşkün birisi olarak sizce ülkemizde kadınlar özgür mü? Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Kimsenin içkisiyle, etek boyuyla, ırkıyla, diniyle uğraşılmayan bir Türkiye istiyorum. “Özgürlükten doğan bunalımlar ne kadar büyük olursa olsun, asla fazla baskının sağladığı sahte güvenlikten daha tehlikeli değildir” demiş Atatürk. Sonra da tek cümleyle özetlemiş durumu: “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” Hak ettiğimiz hayat budur.

Yakın zamanda yeni projeleriniz var mı?
Şu an yeni single’ım üzerinde çalışıyorum. Bir hoşçakala sığdırıverir bizi, bazen yere göğe sığdıramadıklarımız. Bunu anlatan bir şarkı hazırlığındayım. Herkesin canına dokunabilecek bir güzel şarkım daha yolda diyebilirim. Bir yandan da “Seyahatname” isimli aylık gezi dergisinde yazılarım yayınlanıyor. Bunların dışında her perşembe Rock FM’de 20:00-22:00 saatleri arası canlı yayında “+5-5” adlı programım da devam ediyor.

Ankara’ya dair neler söylersiniz?
Ankaralıyım ve Ankara’da büyüdüm. Ankara Koleji, Başkent Üniversitesi mezunuyum. Ama hep şehirlerin, mekânların ve ülkelerin bir yere kadar olduğuna, önemli olan şeyin insanın iç huzuru, içindeki evi ve içindeki ülke olduğuna inanıyorum.

“Ben Kara Sevdaya Tutulmuş Bir Halde Müziğin Peşinden İstanbul’a Geldim”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here